Ozsa Medya

Ozsa Medya Abonelikle Destekle.
✉️ iletişim: [email protected]

28/08/2026

“Herkes Ali Cabbar’ı gerçek sandı… Oysa hiç yaşamamıştı.”

Şarkısı çıktığında birçok kişi onun gerçekten yaşamış biri olduğunu, bu acı hikâyenin de yıllardır anlatılan eski bir Anadolu hikâyesinden geldiğini düşündü.
Ama aslında Ali Cabbar, Emir Can İğrek’in kendi zihninde yarattığı bir karakterdi.
Ve ona öyle bir hayat yazdı ki…
Hikâyesi gerçekmiş gibi dilden dile yayıldı.
Hikâyeye göre Ali Cabbar,
Tekirdağ’ın küçük bir köyünde yaşayan, beş çocuklu bir ailenin ortanca oğluydu.
Babasıyla birlikte köy düğünlerinde gırnata çalarak geçimini sağlıyordu.
Derken bir gün,
köyden bir kıza âşık oldu.
Ama kızın ailesi Ali Cabbar’ı istemedi.
Kızı başka biriyle evlendirmeye karar verdiler.
Bir gün babası yanına gelip,
akşam bir düğün olduğunu ve gırnatasını almasını söyledi.
Ali Cabbar gırnatasını aldı,
düğüne gitti
ve çalmaya başladı.
Fakat bir süre sonra karşısındaki gelinin,
sevdiği kız olduğunu fark etti.
Sevdiği kadın başkasıyla evlenirken,
Ali Cabbar o düğünde gırnatasını çalmaya devam etti.
İçinde kopanları kimse bilmiyordu.
Bu acının ardından köyüne küstü,
askere gitti.
Aradan aylar geçti.
Bu kez köye düğün haberi değil…
Ali Cabbar’ın ölüm haberi geldi.
Sesi sustu.
Gırnatası sustu.
Emir Can İğrek’in zihninde başlayan bu hüzünlü hikâye ise,
“Ali Cabbar” şarkısıyla hafızalara kazındı.

26/08/2026

Türkiye’nin en mutlu şehri sizce neresi? Çoğu kişinin aklına gelen şehir değil…

Mutluluk parayla mı ölçülür, yoksa yaşadığınız şehirle mi?

Türkiye İstatistik Kurumu’nun Yaşam Memnuniyeti Araştırması’na göre, yaklaşık %77,7’lik mutluluk oranıyla Sinop listenin ilk sırasında yer alıyor.

Üstelik zirvede ne İstanbul, ne İzmir ne de Antalya var…

Sinop’u sırasıyla Afyonkarahisar, Bayburt, Kırıkkale ve Kütahya takip ediyor.

Listenin açıklanması sosyal medyada büyük merak uyandırdı. Çünkü birçok kişi Türkiye’nin en mutlu şehirleri arasında çok daha farklı yerleri görmeyi bekliyordu.

Peki sizce Sinop’u Türkiye’nin en mutlu şehri yapan şey nedir?

Siz yaşadığınız şehri mutlu bir şehir olarak görüyor musunuz?

̇k

25/08/2026

Çok isterdik bugün bu ekrana çıkıp, Amedspor’u ve deplasmana giden taraftarlarını çiçeklerle, alkışlarla karşılayan bir şehirden bahsetmeyi…
Ama ne yazık ki yine futbolun ruhuna yakışmayan, ayrıştırıcı görüntülerle karşılaştık.Futbol bu… Biri kazanır, diğeri kaybeder. Rekabet sahada kalmalı , hiçbir takımın taraftarı kimliği üzerinden hedef gösterilmemelidir. Bir futbol takımının taraftarına sarı torba göstermek, sporun ruhuyla da insanlıkla da bağdaşmaz.
O sarı torba, sizin kirli düşünceleriniz için olsun.
O sarı torba, ayrımcı ve nefret üreten zihniyetiniz için olsun.
Birileri Zonguldak’ta çıkıp “Memleketinize gidin” diyor.
Peki soralım: Bu ülkenin hangi şehri kimin memleketi?
Biz tribünlerde düşmanlık değil coşku görmek istiyoruz.
Hakaret değil tezahürat…
Ayrışma değil rekabet…
Nefret değil saygı…
Çünkü futbolun kazananı bir takım olabilir ama kaybedeni insanlık olmamalı.
Bugün Amedspor’a, yarın başka bir takıma… Kim olursa olsun, hangi şehirden gelirse gelsin; deplasmana gelen her taraftarın yolu saygıyla karşılanmalı.
Çünkü farklılıklarımız bizi bölmek için değil, bir arada yaşayabilmenin en güçlü kanıtı olmak için var.

25/08/2026

Nurettin Reçber

25/08/2026

“Bir şiir yazıldı... Çünkü 33 insan susturulmuştu.” 1943 yılı...
Van’ın Özalp ilçesi.
İran sınırında yaşanan bir kaçakçılık olayının ardından,
bölgeden 33 köylü gözaltına alındı.
Mahkeme,
çoğunun serbest bırakılmasına karar vermişti.
Ama bu karar uygulanmadı.
General Mustafa Muğlalı’nın emriyle,
33 köylü sınırda kurşuna dizildi.
Resmî kayıtlara ise,
“Kaçmaya çalışırken vuruldular.” diye geçti.
Ancak olaydan sağ kurtulan bir kişi,
gerçeğin ortaya çıkmasını sağladı.
Yıllar sonra bu olay,
Türkiye’nin en çok tartışılan davalarından biri hâline geldi.
Bu acı,
sadece tarihe değil...
Edebiyata da kazındı.
Şair Ahmed Arif,
bu katliamdan etkilenerek,
Türk edebiyatının en sarsıcı şiirlerinden biri olan,
“33 Kurşun” şiirini kaleme aldı.
Çünkü bazı acılar,
yalnızca tarihte kalmaz.
Şiirlere dönüşür...
Ve nesiller boyunca unutulmaz.
Peki siz Ahmed Arif’in “33 Kurşun” şiirinin gerçek bir olaydan ilham aldığını biliyor muydunuz?

24/08/2026

Karanfil Kokuyor Cigaram

Ahmed Arif

24/08/2026

“Karanfil kokuyor cigaram... Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...”
Bu dizeleri mutlaka duymuşsunuzdur.
Çoğumuz,
bu şiiri sadece memleket hasreti sanıyoruz.
Ama aslında...
bu dizeler,
bir cezaevinde yazıldı.
Ahmed Arif,
1950’li yıllarda siyasi nedenlerle tutuklandı.
Aylarca,
demir kapılar ve taş duvarlar arasında yaşadı.
İşte o günlerde,
özgürlüğe duyduğu özlemi dizelere döktü.
“Haberin var mı taş duvar?”
Bu soru,
bir duvara değil...
özgürlüğe sorulmuştu.
Şiirde geçen her dize,
mahpusluğun acısını,
memleket özlemini
ve umudu anlatıyordu.
Belki de bu yüzden,
“Haberin Var mı Taş Duvar”,
yalnızca bir şiir değil...
özgürlüğün sesi hâline geldi.
Peki siz bu dizelerin bir cezaevinde yazıldığını duymuş muydunuz

23/08/2026

ona neden “Kuşların Şairi” denildiğini biliyor musunuz?

23/08/2026

ona neden “Kuşların Şairi” denildiğini biliyor musunuz? Feqiyê Teyran. Asıl adıyla Muhammed Hayatını ilme,
şiire
ve tasavvufa adadı.
Fakat onu diğer şairlerden ayıran,
hakkında anlatılan hikâyelerdi.
Anlatılanlara göre,
Feqiyê Teyran dağlara çıkar,
saatlerce kuşları dinlerdi.
Onun şiirlerinde kuşlar,
yalnızca birer canlı değildi.
Özgürlüğün,
hikmetin
ve ilahi bilginin sembolüydü.
Zamanla insanlar,
kuşların onun omzuna konduğunu,
hatta onunla konuştuğunu anlatmaya başladı.
“Belki de insanlar onun kuşlarla konuştuğuna değil... Doğayı herkesten daha iyi anladığına inanıyordu.”
Ama doğayı,
insanı
ve yaşamı öyle derinden okuyordu ki,
insanlar bunu ancak böyle açıklayabiliyordu.
İşte bu yüzden,
ona “Feqiyê Teyran” yani...
“Kuşların Fakihi” denildi.
Aradan yüzlerce yıl geçti.
Ama adı hâlâ,
Kürt edebiyatının en büyük şairleri arasında anılmaya devam ediyor.

23/08/2026

“Bir sesi susturabilirsiniz... Ama o ses, bir milletin hafızasına dönüşmüşse asla yok edemezsiniz. Cem Karaca.. 1945 yılında İstanbul’da dünyaya geldi Sanatla iç içe büyüdü.
Gençlik yıllarında dünyayı etkisi altına alan rock müziği söylüyordu.
Ama bir gün babasının söylediği tek bir cümle,
hayatının yönünü değiştirdi.
“Bu toprakların müziğini yap.”
İşte o andan sonra...
Batı’nın sesini taklit etmek yerine,
Anadolu’nun sesini dünyaya duyurmayı seçti.
Askerliğini yaptığı Antakya’da halkın yaşamını yakından tanıdı.
Aşık Mahzuni Şerif gibi büyük ozanlardan ilham aldı.
Ve yazdığı her şarkıda,
bu toprakların acısını,
emeğini,
özlemini,
ve umudunu anlattı.
Tamirci Çırağı bir ustanın alın teriydi.
Namus Belası hayatın yüküydü.
Resimdeki Gözyaşları ise hiç dinmeyen bir özlemdi.
İnsanlar onu sadece dinlemedi.
Kendi hayatlarını,
kendi hikâyelerini onun şarkılarında buldu.
Belki de Cem Karaca’yı efsane yapan şey,
güçlü sesi değildi.
Hiç kimse konuşamazken,
şarkılarıyla konuşmayı seçmesiydi.
Bu yüzden aradan yıllar geçse de,
Cem Karaca sadece hatırlanmıyor...
Hâlâ dinleniyor.
Peki sizce Cem Karaca’nın en unutulmaz eseri hangisiydi?

Address

Diyarbakır
21070

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Ozsa Medya posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share

Category