Ozsa Medya

Ozsa Medya Abonelikle Destekle.

04/05/2026

Em Hatın ❤️💚

💚❤️

03/05/2026

Savaş Buldan…
Bu ismi duydun mu?
Ama anlatılanlar hep eksik kaldı…
1994 yazı…
İstanbul’da, bir oteldeydi.
Yanında iki arkadaşı vardı.
Gece oldu…
Kapı çaldı.
Kendilerini polis olarak tanıtan kişiler…
Onları odadan aldı.
Ve o geceden sonra…
bir daha geri dönmediler.
Günler geçti…
Sonra, bedenleri başka bir şehirde bulundu.
Ama geriye tek bir şey kaldı:
Cevapsız sorular.
Bu sadece bir kayboluş değil…
Bu, yarım bırakılmış bir hikâye.
Ve en acısı ne biliyor musun?
Savaş Buldan…
hâlâ bekleyen bir cevap.

01/05/2026

Bu sadece bir maç değil…
Bu, bir duruş.
Amedspor…
Sahada mücadele,
kalplerde aynı inanç.
Bu forma sadece renk değil,
bir inançtır.
Bir mücadele…
bir direniş.
Zor zamanlardan geçtik,
ama geri adım atmadık.
Çünkü biz, vazgeçmeyi bilmeyiz.
Haydi Amed!
Tüm Kürtler, tüm Doğu tek yürek!
Bizler inandık… siz de inanın!
Sahada sadece futbol yok…
yürek var.
Ve o yürek, asla yenilmez.

01/05/2026

Yarım kalan bir kavuşma umudunun hikâyesi. Malabadi Köprüsü! Anlatılan efsanelerden biri olarak Badi ile fatma’nın birbirine ulaşamayan sevgisini konu alır.
Nehrin bir tarafında Badi isminde yiğit bir genç, karşı kıyısında ise bölgenin nüfuzlu beyinin kızı fatma yaşardı. Badi ve fatma birbirlerine sevdalıydılar; ancak aralarında sadece toplumsal sınıflar değil, geçit vermeyen, hırçın Batman Çayı duruyordu. Ne bir sandal ne de bir yol vardı. Onlar da her gün kıyıya iner, karşı kıyıdaki sevdiklerini izler ve dertlerini rüzgâra fısıldarlardı
Sonra bir gün Badi, sevgilisine ulaşmak için imkânsızı başarmaya karar verdi. Kendi elleriyle nehrin üzerine bir köprü inşa etmeye başlardı. Her bir taşı aşkla, sabırla ve fatma’yakavuşma ümidiyle yerine koyardı. Günler geceye, geceler gündüze karışır, köprü yavaş yavaş yükselirdi.
Köprü bitmeye yakınken, hasretine yenik düşen fatma kendini akıntıya bıraktı. Tam kavuşacakları sırada hırçın sular onu Badi’nin gözleri önünde çekip aldı. Badi, köprüyü bitirir ama o artık bir “kavuşma yolu” değil, Fatma’nın sonsuz mezarı üzerine kurulmuş bir anıt olmuştu.
Badi, ömrünün geri kalanını köprünün üzerindeki o küçük odada geçirir, altından akan nehirde fatma’nin sesini arardı. Bugün Malabadi’den geçenler sadece karşıya geçmez aslında. Badi’nin hiç bitmeyen o yaslı bekleyişine misafir olur.

29/04/2026

Kürt sözlü tarihinin en güçlü direniş ve ihanet hikâyelerinden biri. Kele dimdime!
Hikâye 17. yüzyıla, Emir Xan dönemine uzanır. Dimdim Kalesi, bugünkü İran sınırları içinde stratejik bir noktadadır. Emir Xan, burada güçlü bir kale kurar ve bölgesini bağımsız şekilde yönetmek ister. Bu durum, dönemin büyük gücü olan Safevî Devleti ile çatışmaya yol açar.
Safevîler kaleyi ele geçirmek ister ama Dimdim kolay teslim olacak bir yer değildir. Uzun süren kuşatmalar başlar. Kale içindekiler açlıkla, susuzlukla sınanır ama yine de teslim olmazlar. Çünkü mesele sadece bir toprak değil, onur meselesidir.
Rivayete göre kalenin düşmesi doğrudan savaşla değil, ihanetle olur. İçerden birinin ya da yakın çevreden bir grubun bilgi sızdırmasıyla Safevî ordusu kaleye girer. Ve sonrasında büyük bir katliam yaşanır.
Bu olaydan sonra “Kela Dimdimê” sadece bir yer adı olmaktan çıkar; Kürt edebiyatında ve dengbêj geleneğinde bir ağıt, bir destan hâline gelir. Yakılan türkülerde sadece bir kalenin düşüşü değil, bir halkın direnişi ve uğradığı ihanet anlatılır.

27/04/2026

Onun müziği, sadece kulağa gelen bir ses değil; Diyarbakır’dan yükselen bir hatırlama biçimi. Mehmet Atlı!
1964’te Diyarbakır’da doğan Mehmet Atlı, müziğe yalnızca bir uğraş olarak değil, bir ifade biçimi olarak yaklaşır. Özellikle Kürt müziği üzerine yaptığı çalışmalarla tanınır; geleneksel ezgileri modern düzenlemelerle buluşturarak hem geçmişe sadık kalır hem de bugünün dinleyicisine ulaşır.
Onu farklı kılan, sadece sahnede değil akademik alanda da üretken olmasıdır. Müzik üzerine araştırmalar yapmış, yazılar kaleme almış ve Kürt müziğinin yapısını, tarihini ve dönüşümünü anlamaya yönelik ciddi katkılar sunmuştur. Yani Atlı, sadece söyleyen değil, düşünen ve anlatan bir müzisyendir.
Aynı zamanda Koma Amed gibi oluşumlarla da anılan Atlı, kolektif üretimin gücüne inanır. Şarkılarında çoğu zaman hüzün, özlem ve derin bir içsel yolculuk hissedilir; dinleyeni sadece dinlemeye değil, düşünmeye de çağırır.
Kısacası Mehmet Atlı, sesiyle olduğu kadar bilgisiyle de iz bırakan; müziği bir sanat dalından öte, kültürel bir hafıza olarak gören önemli bir isimdir.

26/04/2026

Sınırları aşmış, yasakları delmiş, hatta bazen sadece bir kasetle elden ele dolaşarak yaşamaya devam etmiş. Şivan Perwer!
1955’te Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesinde İsmail Aygün adıyla doğan Perwer; müzisyen, şair ve yazardır. Daha genç yaşta müziğe yönelir ve özellikle Kürt halk müziğini modern bir yorumla dünyaya taşır.
Onu sıradan bir sanatçıdan ayıran şey sadece sesi değil; anlattıklarıdır. Şarkılarında bir halkın dili, acısı, direnci ve kimliği vardır. Bu yüzden eserleri uzun yıllar yasaklanmış, kendisi de 1976’da ülkesinden ayrılarak Avrupa’da yaşamak zorunda kalmıştır.
Yıllarca sürgünde yaşasa da sesi susmaz. Kasetleri gizlice yayılır, konserleri kalabalıkları toplar. Geleneksel dengbêj kültürünü modern müzikle birleştirerek adeta bir köprü kurar geçmiş ile bugün arasında.
Kısacası Şivan Perwer, sadece bir sanatçı değil; sesiyle ,müziğiyle kimlik ve direniş anlatan yaşayan bir efsanedir.

25/04/2026

Bir anne o… Taybet ana.. Ömrünü evine, çocuklarına, hayatın sıradan telaşlarına vermiş bir kadın. Ama bir gün, yaşadığı toprağın ortasında, Şırnak’ın Silopi ilçesinde sokağa çıkma yasaklarının olduğu bir dönemde vuruluyor ve cansız bedeni günlerce sokakta kalıyor. İnsanların ona koşamadığı, dokunamadığı, son görevini yapamadığı bir yerde yalnızca bir kadın değil, insanlık da yerde kalıyor.
Çünkü o günlerde bölgede güvenlik gerekçesiyle ilan edilen uzun süreli sokağa çıkma yasakları vardı ve çatışmalar devam ediyordu. Ailesi ve komşuları defalarca cenazesine ulaşmak istese de yoğun silah sesleri ve operasyonlar nedeniyle buna izin verilmediği anlatıldı. Günler boyunca o sokak, hem bir annenin son durağı hem de çaresizliğin en ağır hali oldu.
Çünkü bir insan öldüğünde acı duyulur; ama bir insanın bedeni günlerce yerde bırakılıyorsa, orada artık sadece ölüm değil, merhametin çöküşü vardır. Taybet Ana’nın bedeni sokakta kaldığı o günlerde aslında yerde yatan şey bir annenin bedeni değil, insanlığın vicdanıydı.
Bir toplum düşün ki bir annenin cansız bedenine bile yaklaşamıyor. Bir dünya düşün ki buna alışıyor. İşte insanlığın yok oluşu tam da burada başlıyor.

24/04/2026

1 yaşında gözlerini kaybetti ama milyonların görmediğini o gördü: Rençber Aziz.
1955 doğumlu olup 1988 yılında hayatını kaybeden Bingöllü devrimci ve yurtsever bir halk ozanıdır. Zazaca, kürtçe ve Türkçe eserler vererek bölgenin kültürel hafızasında önemli bir yer edinmiştir. Çocukluğu yoksulluk, göç ve toplumsal zorluklar içinde geçti. Henüz 1 yaşındayken geçirdiği bir göz hastalığı nedeniyle görme yetisini tamamen kaybetti. Ancak bu durum onun sanatını engellemek yerine daha da güçlendirdi. Saz çalıp türküler söyledi. Şiirler yazdı, besteler yaptı . Müziğini sadece eğlence için değil, toplumsal mesaj vermek için kullandı.Onu farklı kılan şey, sanatını halktan yana bir çizgide üretmesiydi. Dönemin siyasi ortamında eserleri ve düşünceleri nedeniyle baskı gördü, hatta hapis yattı. Daha sonra Almanya’ya gitmek zorunda kaldı. 1988 yılında Almanya’nın Hannover kentinde bir binadan düşerek hayatını kaybetti. Ölümü hâlâ tartışmalı ve birçok kişi tarafından şüpheli bulunur. Cenazesi, Bingöl’deki köyünde toprağa verilen Rençber Aziz’in mezar taşında kendi isteği ile şu söz yazılıdır ; Ey yolcu dur! 32 sene boyunca aydınlığın yüzünü görmedim. Aydınlığın değerini bil .
official

23/04/2026

Ek Parası Bu Kadar Ağır Olmamalıydı?

23/04/2026

Bir kadın biranda kayboldu ve 6 yıl boyunca hiçbir cevap alınamadı.
2020 yılında Tunceli’de Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku kayboldu. O günden sonra başlayan süreç, sadece bir kayıp vakası değil, cevapsız soruların büyüdüğü uzun bir bekleyişe dönüştü. dosya kapanmadı, soru işaretleri ise daha da derinleşti.
İlk günlerden itibaren arama çalışmaları başlatıldı. Göller, barajlar, kırsal alanlar… Her yer tek tek incelendi. Ancak net bir sonuç elde edilemedi.
Süreç boyunca soruşturmanın gidişatı, bazı ihtimallerin yeterince araştırılmadığı ve dosyada belirsizliklerin sürdüğü yönünde kamuoyunda çeşitli iddialar ve tartışmalar gündeme geldi.
Bugün gelinen noktada değişmeyen tek şey var:
Bir annenin bekleyişi…
Bir ailenin umudu…
Ve cevapsız kalan bir dosya.
Her geçen yıl, sessizlik daha da ağırlaşıyor.
Gülistan Doku dosyası da yıllardır o sessizliğin içinde bekliyor.

22/04/2026

Bir gecede susan köylerin, yarım kalan hayatların ve ardında iz bırakmadan göç eden insanların hikâyesidir xaçirek
Mem Ararat’ın seslendirdiği Xaçirêk , Botan bölgesinde boşaltılan köylerin ardından yakıldığı anlatılan bir ağıttır.
Bir gece köyde silah sesleri duyulur. Sabah olduğunda köy boşaltılmış, bazı evler yakılmıştır. İnsanlar yanlarına alabildikleri eşyalarla köyü terk etmek zorunda kalır. Bu kargaşa sırasında Xaçirek’in annesi vurularak hayatını kaybeder. Ancak göçün aciliyeti nedeniyle kimse uzun süre yas tutamaz.
Köy halkı günlerce yürüyerek Nusaybin yönüne doğru ilerler. Yol boyunca zorlu hava koşullarıyla karşılaşırlar; kar yağışı ve soğuk, yolculuğu daha da ağırlaştırır. Kar üzerinde oluşan ayak izleri, geride bırakılan hayatın sessiz bir göstergesi haline gelir. “Kar üstündeki bu izler dilsiz bir ceylanındır” ifadesi, annesini kaybeden ve acısını sessizce yaşayan genç kızı simgeler. Toprağından koparılan her canın, geride bıraktığı her anının sessiz çığlığıdır Xaçirek...

#

Address

Diyarbakır
21070

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Ozsa Medya posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Category