26/05/2026
Yine tek başına çıktığım bir yolculuk.
Ve yine, insanın yalnız başına da iyi vakit geçirebileceğini kendisine öğreten o otuzu ortalamış yaşlar…
Tosya’da arabanın içinde geçirilen bir gecenin ardından uzayan yollar: Refahiye, İliç ve sonra Kemaliye.
Bazı yerler vardır; vardığınız anda insanı yavaşlatır. Kemaliye de onlardan biri.
Yüksek rakımların, Fırat’ın derin yarıklar açtığı sarp bir coğrafyanın içinde küçücük bir ilçenin bu kadar zarif, bu kadar incelikli olabileceğini görmek hayranlık vericiydi. Kaldığım eski konaktan taş sokaklara, içtiğim buz gibi kaynak sularından yediğim löke kadar her şey bu coğrafyanın kendi ritmini taşıyordu. Dutla cevizin dövülerek birbirine karıştığı o eski tat, sanki yalnızca bir tatlı değil; bu coğrafyanın hafızasıydı.
Taş kaldırımlı çarşıların arasında dolaşırken, inci gibi dizilmiş konakların gölgesinde insan bazen zamanın gerçekten yavaşladığına inanıyor. Dutun, cevizin, bağların, bahçelerin; Cehennem Kanyonu’nun ve Kemaliye Taş Yolu’nun arasında insan yalnızca bir ilçe gezmiş olmuyor — biraz da Anadolu’nun kaybolmaya yüz tutmuş zarafetini görüyor.
Eski adıyla Eğin’in geçmişinde büyük hüzünler olduğunu biliyoruz. Bir zamanlar yalnızca Türk kültürünün değil, aynı zamanda güçlü bir Ermeni hafızasının da taşıyıcısı olan bu coğrafyanın çok katmanlı hikâyesi bugün ne yazık ki yeterince konuşulmuyor. Taşların, sokakların ve eski yapıların arasında hissedilen o sessizlik biraz da bundan belki.
Bir de işin Kemaliye–Çemişgezek hattı var.
Aslında birbirinin devamı gibi duran bu coğrafyalar bugün birbirine oldukça uzak. Tuncelilerin büyük kısmı hâlâ Kemaliye’yi görmüş değil. Hatta Çemişgezek’ten bir yolun Kemaliye’ye uzandığını bilmeyenler bile var. Oysa dağlar, sular ve vadiler birbirine bu kadar yakınken insanların birbirinden uzak düşmesi insanı düşündürüyor. Etnisite, mezhep ve politik tercihler yıllardır bu coğrafyanın doğal akışını askıya almış gibi.
Yine de yol insanı öğretmeye devam ediyor.
Bu seyahat bana yeni ürünlerden çok yeni hikâyeler düşündürdü. Yolun son durağı Tunceli’ydi. Şimdi biraz durup memleketin anlattıklarını dinleme vakti.