Deniz Duman

Deniz Duman Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Deniz Duman, Anadolu Caddesi, Antalya.

Info Marketing Coach | DİJİTAL GÖÇEBE OKULU ⭐ (dijitalgocebeokulu.com)

Bilginizi Dijital Varlık Haline Getirip 6-7 Haneli Pasif Gelir Üreten Online İş Modelinizi Kurmanızı Sağlıyoruz.🔻

27/01/2026

Alex Hormozi 37 yaşında.
Şirketi yılda $200M kazanıyor.

Ve bak ne diyor 👇

Bilgi Pazarlamasını (Info Marketing),
dünyanın en kârlı iş modeli sıralamasında
1. sıraya koyuyor.

Neden koymasın ki?

Adam kendi imparatorluğunu da
dijital varlık satarak kurmadı mı zaten?

Şimdi acı ama gerçek bir şey söyleyeceğim:

Dijital varlık satış işine girmediğin her gün,
özgürlüğünden feragat ediyorsun.

Ama asıl problem şu 👇
Bu kaybın farkında bile değilsin.

Hiç sahip olmadığın bir şeyi kaybettiğinde
canın acımaz.
Canın acımayınca da harekete geçmezsin.

Ve ne olur biliyor musun?

Kaybetmeye devam edersin.
Sessizce.
Fark etmeden.

Bu,
sonsuz bir yok olma döngüsü.

Bu döngüden çıkmak için sana tek bir şey öneriyorum:

👉 Info Marketing dünyasını yakından tanı.

“Herkes için uygun” demiyorum.
Ama sana uygun olup olmadığını anlamak için
kendine bir şans vermeni söylüyorum.

Nasıl mı?

👇
• Aşağıdaki linke tıkla
• E-kitabı indir
• Oku
• Sonra karar ver

👉 https://www.dijitalgocebeokulu.com/1e-book

Top sende.
Karar da.

01/11/2025

Y O R U L D U N!

B I K T I N!

Farkındayım. Vücudumdaki her hücreme kadar içinde bulunduğun bu durumun farkındayım.

Ve farkındalığımı duyurmanın, kendimce buradan seni çekip almaya çalışmamın karşı taraftan çok küstahça gözüktüğünün de farkındayım. Ama bu riski alacağım.

Yaptığın iş mideni doyurmadığı gibi artık iyiden iyiye mideni bulandırıyor. Haksız mıyım?

Çığlık atasın var.

Tükenmene, isyan etmene ramak kaldı.

8-5 maaşlı düzen seni iyice kapana sıkıştırdı.

Kaçış yolu arıyorsun. Yol yok. Yapabileceğin hiçbir şey yok.

Bazen bir cesaret suya bacağını sokup bir maceraya atılasın geliyor. Ardından bilinmezliğin zihninde yarattığı korku seni geri çekiyor.

Keşkeler havada uçuşuyor.

Öylesine zekisin ve öylesine temkinli.

Güvenli bölgeni koruyorsun aklınca.

Zihninin içinde daima bir işin neden olmayacağını kanıtlamak üzere çalışan 8-5 memur var.

Kendini o memurun esiri yapıyorsun.

Tüm bunlar olurken özgürlüğünü eline alan instagram fenomenlerini izlerken bir tuhaf hissediyorsun.

Eksikliğini hissettiğin özgürlük hissi ve mevcut sistemin sana taktığı prangalar canını daha da acıtıyor.

Yaşamak için değil, Çalışmak için yaşadığını hissediyorsun.

Her gün, bir sonraki gün işe gidebilecek enerjiyi bulacak kadar para kazanıyorsun.

Kazandığın para hiç bir ihtiyacını karşılamaya yetmiyor.

Kredi kartları, borçlar ve krediler havada uçuşuyor.

Maddiyata dayalı manevi sorunlar palazlanıyor.

Hem maddi hem de manevi olarak öylesine eksiye girdin ki, artık geleceğe dair kurduğun o cüretkar hayalleri kurmaya dahi çekinir oldun.

Her sabah nefret ettiğin o iş yerine, tahammül edemediğin patronlarına “kavuşmak” için saatlerini trafikte harcıyorsun.

İşten eve döndüğünde yaşayan bir ölü gibisin.

TV’yi açıp ertesi gün yaşayacağın aynı iğrenç döngüye kendini hazırlamak için bünyeni resetlemeye çalışıyorsun. Zihninin içine çer çöp ne varsa sokuyor ve uyuşuk bir halde uykunun gelmesini bekliyorsun.

Ruhun çoktan öldü, her sabah güç bela yataktan kalkan bedenin ise tükenmek üzere.

Peki neyi bekliyorsun?

Tamamen tükenmeyi mi?

Hayatın acıması yok. Beklersen maalesef tükeneceksin.

Ya devlete, ya akrabalarına, ya eşine ya dostuna, ama muhakkak birilerine MUHTAÇ kalacaksın.

Karakterin aşınacak.

Maskelerle dolaşacaksın.

Statü değerin yerlerde sürünecek. Hak ettiğin saygıyı sana kimse göstermeyecek.

Hangi para ile ev alacaksın?
Hangi para ile araba alacaksın?
Hangi para ile evleneceksin?
Hangi para ile çocuk yapacaksın?
Hangi para ile seyahate gideceksin?
Hayallerini hangi para ile gerçeğe dönüştüreceksin?

Neyi bekliyorsun?

Tam olarak neyi bekliyorsun?

Albert Camus’un “Yabancı” romanını okudun mu?

İşte oradaki ana karakter Meursalut gibisin.

Haksız yere verilen idam fermanına anlamsız bir şekilde duygusal olarak kayıtsız, absürd bir dünyanın ortasında anlam arayışına ilgisiz bir figür.

Meursalut gibisin.

Ne yaptığını görüyorsun.

Yaptıklarının sonucunu görüyorsun.

Yaptıklarının devamında başına neler geleceğini görüyorsun.

Ama yine de eyleme geçmiyor ve soğukkanlı bir kabulleniş ile ölümü bekliyorsun.

Tüm dünya kapitalist sistemin çarkları arasında kocaman bir Meursalut olmuş durumda. Meursalut kadar kayıtsız ve anlamsız.

Bu zamana kadar yaptığın şeyler seni bu noktaya getirmedi mi? Aynı şeyleri yaptığın takdirde farklı bir sonuç alamayacağını görmüyor musun?

Peki ya farklı bir şey yaparsan?

Ve başarısız olursan?

Elbette olabilirsin.

Ancak bundan niye böylesine korkuyorsun? Bu sadece bir ihtimal.

Zaten başarısızlığını garanti eden eylemsizliğin karşısında başarılı olma ihtimali olan bir süreç senin için neden bu kadar korkutucu oluyor.

Evet duydum seni. Sorumlulukların var!

Eşin var, çocuğun var, kiran var, faturaların var, borçların var, kredilerin var.

Elimdekinden de olursam korkun var.

Benzinli araçlar benzinle, Elektrikli araçlar elektrikle, kapitalizm çarkı ise korkuyla çalışır.

Sizin içinizde bu korkuları yeşertemezse bu çark dönmez, çünkü çarkı döndürecek dişlileri yani sizleri bulamaz.

Gelecekte olmasını öngördüğünüz bu ihtimale dayalı bu korkuların tümü olmasa da ezici bir çoğunluğu sahtedir.

Cesaret edip yola çıktığınızda, o korkuların çoğunun serap gibi silinip gittiğini göreceksiniz. Doğa eyleme geçenleri her zaman ödüllendirecektir.

Üniversite mezuniyetinden sonra (takribi 25 yaşından sonra) bir günlük tutmuş olsaydın. Şu an o günlük okunmaya değer olur muydu? 80 yaşına geldiğinde o günlüğü merak edip eline alır ve okur muydun?

Hiç sanmıyorum.

Her günün bir diğeri ile aynı olan bir hayatın günlüğünde okunmaya değer bir şey bulmak zor ve keyifsizdir.

Hayatınız bir film olsaydı ilk film arasında sıkıntıdan patlar ve sinema salonunu terk ederdiniz.

Bu yazıyı neden kaleme aldığımı bilmiyorum. Bir reklam metni yazmaktı amacım; birden laf lafı açtı ve mektuba dönüştü. Neden bu konunun bu kadar beni tetiklediğini ve rahatsız ettiğini anlamaya çalıştım. Halim vaktim yerindeydi. Başka insanların mutsuz hayatlarından bana neydi?

Hayatıma ve kendi karakterime kattığım önemli bir unsur var. Vedat Milör’ün "Hesap Lütfen" adlı röpörtaj içerikli kitabından bu farkındalığı kazanmıştım. Şöyle diyordu Milör;

"Akıl istemeyen hiç kimseye akıl verme."

İşte bu benim beceremediğim ve en sevmediğim özelliklerimden biriydi. Tamamen iyi niyetimden, sevdiklerime sürekli akıl verir onlarında iyi olmasını isterdim. Ben para kazanmanın bir yolunu bulduğumda onların da bunlardan istifade etmesini sağlamak isterdim. Ben sağlıklı beslenme ile ilgili hayati bir şey öğrendiğimde diğer insanlar da bunu bilsin isterdim. Ama akıl istemeyene akıl vermek gerçekten faydasız bir eylemdi. Hem faydasızdı ve uygulamaya geçmiyordu, hem de dışarıdan kibirli ve ahmak gibi gözüküyordunuz.

Bu farkındalığı elde ettikten sonra daha çok sustum ve kendi yolumda ilerleyip başka insanların uçuruma çıkan mayınlı yollarında ilerlemesini üzülerek sessizce takip ettim. İşte gözümün önünde teker teker uçuruma çıkan bu yollarda giden insanları izlemek ve onları uyaramamak, tutup kollarından çekip "kendimce doğru yola" çekememek bir anlamda içimde bir öfke biriktirdi. Bu herkese ve aynı zamanda hiç kimseye giden açık mektup da bu öfkenin patlamasıyla yazıya döküldü.

Sağlıcakla.

Denizo

Atatürk'ün yolunda en değerli hazinemiz "Cumhuriyetimizi" sonuna kadar savunacağız.✊ Kutlu olsun!🥳🇹🇷
29/10/2025

Atatürk'ün yolunda en değerli hazinemiz "Cumhuriyetimizi" sonuna kadar savunacağız.✊ Kutlu olsun!🥳🇹🇷

28/05/2025

Systeme.io'ya payment gateway olarak Türk ödeme sağlayıcısı entegrasyonu sağlamak için yıllardır uğraşıyorum. Firmanın sahibi Aurelian ile defalarca bu konuyu konuştum ve kendisi nihayet şirketin road map kısmına bu konuyu koyduğunu ve öncelik sağladığını belirtti. Bu işin amiral gemisi Clickfunnels, Builderall, Kajabi ve Kartra'dan sonra en çok kullanıcısı olan ve bana soracak olursanız f/p en güçlü Funnel tabanlı firma Systeme.io'dur. Lafta değil gerçekte tam anlamıyla all in one platform. Buraya entegre olacak bir Türk ödeme sağlayıcısı oyunu değiştirir.

Türkiye tarafında İyzico, Paytr vb bir çok firmaya da durumu ilettim. İşin bankacılık ve yasal mevzuat tarafında ne gibi durumlar var bilemiyorum. Ama bankacılık mevzuatında bir engel olmaması durumunda bu işin 2026 yılı içerisinde kesin olarak çözüleceğini düşünüyorum. Bu iş olursa emeğimin karşılığı olarak bir teşekkürünüzü alırım. 😊

Satın alma tetikleyicilerinden en güçlüsü olan ve temel insan dürtülerinin merkezinde bulunan "Statü" kavramıyla nasıl b...
18/05/2025

Satın alma tetikleyicilerinden en güçlüsü olan ve temel insan dürtülerinin merkezinde bulunan "Statü" kavramıyla nasıl bir ilişki kuruyoruz ve kurduğumuz bu ilişki bize neye mal oluyor?

YouTube videomda bu konuya değindim. İzlemek isteyenler için video linki yorumlar kısmında. 👇

1 Mayıs İşçi ve Emekçinin Bayramı Kutlu Olsun!✊
01/05/2025

1 Mayıs İşçi ve Emekçinin Bayramı Kutlu Olsun!✊

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun!🫶
23/04/2025

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun!🫶

NEDEN BAZI PAZARLAMACILAR ARTIK EMEKLİ OLMALI? Jübile Yapma Zamanı Gelen Meslekler Üzerine & Kefir Ve Şarap (Video Linki...
19/04/2025

NEDEN BAZI PAZARLAMACILAR ARTIK EMEKLİ OLMALI?

Jübile Yapma Zamanı Gelen Meslekler Üzerine & Kefir Ve Şarap (Video Linki Yorumlar Kısmında👇)

----

Hayat ilginçtir. Zamanın etkisi her şeyde aynı değildir. Bazı şeyler zamanla güzelleşir, değer kazanır; bazılarıysa hızla bozulur, eski formunu kaybeder. Tıpkı şarap ve kefir gibi.

🧀 Kefir mi, 🍷 Şarap mı?

Şarap yıllandıkça olgunlaşır. Bekledikçe değeri artar. Her geçen yıl aromasına yeni bir katman, karakterine yeni bir derinlik eklenir.
Kefir ise tam tersidir. Gün geçtikçe bozulur, ekşir, içilmez hâle gelir. Dayanıklılığı kısa sürelidir. Taze tüketilmesi gerekir; çünkü zaman, onun düşmanıdır.
Tıpkı bazı meslekler gibi.

👔 Bazı Meslekler Şarap Gibidir.

Örneğin mimarlık. Mimarlık yıllar içinde olgunlaşır. Tecrübe kazandıkça daha derin düşünceler üretir, daha nitelikli yapılar tasarlar. Bir mimar için yaş, çoğu zaman bir avantajdır. Geçmişten gelen birikim, zamanla şaheserlere dönüşür.
Aynı şey avukatlık için de geçerli olabilir. Ya da akademisyenlik için. Bu alanlarda zaman lehine işler. Yaş aldıkça bilgelik artar, değer katlanır.

📉 Bazı Mesleklerse Kefir Gibidir.

Ama her meslek için bu geçerli değil.
Bazı mesleklerde zaman ilerledikçe kişi çağ dışı kalır. Özellikle de teknolojiyle, dijitalleşmeyle ve hızla gelişen trendlerle iç içe olan alanlarda.
Buna en çarpıcı örneklerden biri: pazarlama.
Bugün hâlâ 60 yaşında, 70 yaşında pazarlama profesyonelleri var ki, dijital reklamcılığı küçümseyip TV reklamlarını yüceltiyor. Yapay zekâyı “geçici heves” sanıyor. TikTok’u çocuk oyuncağı, influencer’ları gereksiz buluyor. Çünkü anlamıyorlar. Çünkü zaman onlara karşı çalışıyor. Tıpkı kefir gibi…
Eskinin doğrularıyla bugünün dünyasını yönetmeye çalışıyorlar. Ama eski dünya yok artık. Yeni dünya başka kurallarla çalışıyor. Ve bu yeni kuralları öğrenmeye niyetleri bile yok.

🎬 Jübile Zamanı Gelmiş Olabilir.

Zaman lehine değil, aleyhine işleyen bir meslekteyseniz ve bu değişimi yakalayamıyorsanız, kendinizin ve çevrenizin iyiliği için jübile yapmanız en sağlıklısı olabilir.
Bu bir emeklilik çağrısı değil — bir dönüşüm çağrısı.
Ya çağa ayak uyduracaksınız ya da sessizce, onurluca kenara çekileceksiniz.
Çünkü artık birçoğumuzun yeni soruları var:
Bu çağda var olmaya niyetin var mı?
Yoksa kefir gibi ekşiyip bozulmadan önce güzel bir vedayı mı tercih edersin?
Karar senin.

Deniz Duman

Video Linki Yourumlar Kısmında 👇

Info Marketing’de böyle sorunlar yaşamazsın. 🤑 Dijital Göçebe Okulu bu farkındalığı 3 yıl önce başlattı ve trene o zaman...
09/04/2025

Info Marketing’de böyle sorunlar yaşamazsın. 🤑

Dijital Göçebe Okulu bu farkındalığı 3 yıl önce başlattı ve trene o zaman atlayanlar bir hayli mesafe kat etti. İşin güzel kısmı şu ki trenin vagonları bir hayli uzun ve henüz bu vagonlar istasyondan ayrılmış değil.

Hala geç kalmış sayılmazsın (Önceden kapılan niş alanları saymazsak.) Vagona atlamak için aşağıdaki linke tıkla ve Alice’in harikalar diyarını keşfetmeye, Ekonomik, Zamansal ve Mekansal Özgürlüğünü eline almaya başla ⬇️

https://www.dijitalgocebeokulu.com/dgo-webinar-karsilama

https://www.dijitalgocebeokulu.com/dgo-webinar-karsilama

Aramıza katılmanı sabırsızlıkla bekliyoruz🙃

BEYNİNİZ ÇAMURLU SUYLA YIKANMIŞ OLABİLİR Mİ?Blog Yazımın Medium Linki: https://denizduman-net.medium.com/taraftar-olmak-...
02/04/2025

BEYNİNİZ ÇAMURLU SUYLA YIKANMIŞ OLABİLİR Mİ?

Blog Yazımın Medium Linki: https://denizduman-net.medium.com/taraftar-olmak-ya-da-olmamak-1198ff17fff3

YouTube Video Linki: https://youtu.be/RbhwZ9cvZ1Q

*****

BEYNİNİZ ÇAMURLU SUYLA YIKANMIŞ OLABİLİR Mİ?

Kitle sahibi olmak ve Taraftar sahibi olmak birbirinden farklı kavramlardır. Bir güruhun “Kitlesi” içine girmek rasyonel bir eylemken o güruhun “Taraftar” topluluğuna dahil olmak genellikle irrasyoneldir. Peki nedir temel fark?

Kitleler akışkandır. Yani kitle olarak tanımladığınız kişiler aynı zamanda bir başka rakibinizin de kitlesi içinde olabilir. Kitleler rasyonel hareket ederler. Taraftarlar ise irrasyonel. Kitleler nereden fayda görürse o tarafa doğru akar. Aynı anda iki rakip de bu kitleyi beslerse kitle bu iki rakip oluşumun da kitlesi içerisinde memnuniyetle bulunur. Kitleler “fayda” nereden gelirse oraya akar. Ancak bu kitleleri kendi sınırları içerisinde tutanlar ne zaman ki bu kitleyi beslemeyi bırakırlar işte o zaman kitleler bu oluşum içinden çıkarak kendini besleyen başka oluşumların kitlesi olmak adına yola çıkar. Kitlenize zarar verdiğiniz durumda ise bu terk ediş daha da hızlanır.

Ancak taraftarlar sizi asla bırakmaz…

Toplulukları (kitleleri) kendi sınırları içerisinde tutan bu güruhlar bu kitleleri “taraftar” haline getirdikleri durumda ise işin rengi değişir. Artık bu kişiler hipnozlanmışçasına onlara biat ederler. Taraftarlık irrasyonel bir eylemdir. Mantık aranmaz. Sizin taraftarınız asla rakibinizin taraftarı olmaz, olamaz. Taraftarınızı beslemeyi bıraksanız ve hatta onlara zarar verseniz dahi onlar sizi bırakmaz. Hipnozlanmışçasına sizin peşinizden gelirler.

Örneğin Fenerbahçe taraftarısınız. Fenerbahçe küme düşerse takımınızı bırakıp Galatasaray’ı tutar mısınız? Tutmazsınız çünkü siz Fenerbahçe topluluğunun bir “kitlesi” değil bir “taraftarısınızdır.” Yine aynı şekilde bir din’e mensupsunuz diyelim ancak bağlı bulunduğunuz din’in söylemleri zihninizde bazı çelişkiler yaratıyor. Örneğin kadın hakları, kadınların miras hukuku, eşitlikler, özgürlükler vb. konularda dininizin buyruklarını pek de içinize sindiremiyorsunuz. Ve karşı tarafınızda da bu konularda tam da sizin değer dünyanıza uygun başka bir din/öğreti var diyelim. Kendi dininizi bırakıp bu din’i benimsemezsiniz. Çünkü siz doğuştan bağlı bulunduğunuz bu din’in taraftarı haline gelmişsinizdir ve özgür iradenizin iplerini eline almak için artık çok geçtir. Burada popüler eylem bu din’in zihninizde çelişki yaratan söylemlerini görmezden gelmek, onları farklı yorumlamaya çalışmak yada yanlış analoji ve alegori yöntemiyle safsatalara sığınarak “burada aslında onu değil, bunu kast etti” gibi söylemler ile irrasyonel olan taraftarlığınızı rasyonel sınırlar içerisine sıkıştırmaya çalışırsınız.

Kitle ve Taraftarlık arasındaki en çarpıcı bir başka örnek de siyasi partilerden gelir.

Hemen hemen her partinin kemik bir kitlesi vardır ve bu kitleler siz ne yaparsanız yapın asla oyunu değiştirmez. İşte toplumun “Kemik” olarak tanımladığı bu kesime biz “Taraftar” diyoruz. Mevcut hükümet bu kitleleri beslemeyi kesse, açlıktan kırılmalarına sebep olsa ya da kişisel hak ve özgürlüklerini gasp da etse bu kitleler bir sonraki seçimde yine koşarak bu partilere oyunu atacaktır. Ancak seçimlerde hangi partinin göreve geleceğini bu kitle yani taraftarlar değil, henüz taraftar olmamış ve rasyonel sınırlar içerisinde hareket eden “kitleler” belirler. Bu kitleler akışkandır ve mevcut hükümetin onları beslemeyi kesmesi ya da onlara zarar vermesi durumunda bir sonraki seçimde kararını değiştirip tam zıt kutba oyunu atar ve hakim düzeni değiştirebilir. İşte bu sebepledir ki siyasi hareketler var gücüyle mevcut kitlelerini taraftar haline getirmek için çalışır. Onların yolçuluğu 3 adımdan oluşur. 1-Kitle edin. 2- Kitleleri genişlet. 3- Kitleleri Taraftar haline getir. Kemik kitle (yani taraftarlar) ne kadar artarsa hakim düzeni ve kendi koltuklarını korumaları o kadar kolay olur.

İşte tam bu noktada Eric Hoffer ve Gustave Le Bon’un baş yapıtları devreye giriyor. Bu iki kitaptan Eric Hofferin 80 yıl öncesinden yazmış olduğu “Kesin İnançlılar” kitabı beni fazlasıyla etkilemişti. Kitabı okuduğunuzda bu kitabın 80 yıl önce değil sanki daha dün yazılmış olduğunu hissediyor ve ülkemizdeki son 20 yıla ışık tutuyor gibi hissediyorsunuz. Hoffer bu kitabında; Kitle nedir? Taraftar nedir? Kitleler hangi metotlar ile taraftar haline getirilir? Taraftarlar nasıl kemikleştirilir? Kitle sahipleri hangi şeytani metot ve yöntemler ile toplumsal kutuplaşmayı oluşturur? Ve Kitle sahipleri gücünü hakim kılmak için insanları nasıl manipüle eder? gibi sorulara çarpıcı yanıtlar veriyor.

Özetle taraftarlık; zihninizi rafa kaldırmak ve belirli güruhların (Dernek, Tarikat, Örgüt, Siyasi parti, Takım, Din, Felsefi akım vb) size sunduğu paket düşüncelerle fikir sahibi olmadan zikir sahibi olduğunuz bir hipnoz durumudur. Ve farkına varmasanız da bazı noktalarda siz de, ben de birilerinin taraftarları arasındayız. Bu blog yazısını yazmaktaki amacım bir farkındalık yaratmak. Şu andaki konumuzun ne olduğunu anlamanıza yardımcı olmak. Şu an bir güruhun kitlesi içerisinde misiniz yoksa bir güruhun taraftarı mısınız? Savunduğumuz şeyleri neden savunduğumuzu ne kadar biliyoruz? Çoğu zaman kitleler ve taraftarlar hangi pozisyonda olduklarının farkında bile değiller. Entelektüel birikimi zayıf, kültürel anlamda alt kesimi oluşturan kitlelerin buna kafa yormaması olağan karşılansa da sözüm ona kendini toplumun aydınlık yüzü olarak betimleyen ve entelektüel birikime sahip olan “aydınlar” da bu durumun farkında değiller. Bu yazımda sizi kendinizle yüzleşmenizi sağlayacağınız ve belki de biraz kızdıracağım bazı sorular soracağım.

Örneğin; “İstanbul sözleşmesini destekliyor musunuz?” sorusuna muhalif kesimden hemen hemen herkes evet yanıtını verecektir. (Ben de onlardan biriyim.) Ancak bu uğurda sokaklara çıkıp ellerinde pankartlar ile bu sözleşmeye destek veren insanlar ya da sosyal medyadan azılı bir şekilde bunu destekleyen sporcu, sanatçı ya da yurdum sıradan insanına; “Bu sözleşmeyi okudunuz mu?” sorusunu sorduğunuzda hemen hemen 90%’ ı bu sözleşmeyi okumadıklarını belirtiyor. O halde okumadığınız bir sözleşmeyi neden ve nasıl destekliyorsunuz? İşte bu durum, paket düşüncelerin sahiplenilmesi ile fikir sahibi olmadan zikir sahibi olmaya bir örnektir. Elbette her konuda fikir sahibi olamayız ve üzerinde konsensus sağlanan bazı konularda paket düşüncelere kesinlikle ihtiyacımız var. Örneğin hemen hemen herkes dünyanın hafif basık bir küre şeklinde geoit formunda olduğu konusunda hemfikirdir. Düzdünyacılar gelip de dünya yuvarlak değil düzdür dediğinde onunla ve cehaletiyle dalga geçeriz. Ancak bizden dünyanın yuvarlak olduğu fikrini savunmamız istendiğinde bu konuda hemen hemen hiç bir fikrimizin olmadığının farkına varırız. İnandığımız argümanı ispatlamamız istendiğinde cevap veremeyiz. Bir an için fikir sahibi olmadan zikir sahibi olduğumuz ve paket düşünceler ile düşüncelerimizin şekillendiğini anlarız. Belki haklı taraftayız ancak savunmasızız. Neden ve nasıl buraya geldiğimizi bilmiyoruz. Birileri bizi aldı ve buraya koydu. Bu durum olağandır ve olması da gerekir. Hiç birimizin sıfırdan tüm doğrulara analiz ve sentez süreçleri sonucunda ulaşacak kadar ne zamanı, ne kaynağıi ne yetkinliği ne de sabrı var. Bu sebeple bazı otoritelere güvenmeli ve bazı paket düşünceleri peşinen kabul edip bu düşünceler üzerine hayatımızı inşaa işlemine başlamamız doğal ve doğrudur. Ben bir fizikçi ya da kozmoloji ile uğraşan evren bilimci değilsem, işinde gücünde bir sade vatandaşsam bazı ön kabulleri bayat bir şekilde cahilce sorgulamam ve şüphe ile yaklaşmam normal karşılanmaz. Dünyanın geoit formunda olduğunu kabul eder geçerim. Ancak bir evren bilimci bu ön kabul ile yola çıkmamalı. O gerçekten de dünya yuvarlak mı sorusunu sorup araştırmasını yapmalı. Geri kalan tüm dünyanın hangi konuda konsensus sağladığı umrunda olmadan cesaretle sorgulayıcı sorularını sorup gerçeğin özüne ulaşmak için adım atmalı. İşte Max Planck bunu yaptı ve Newtoncu fiziğin ön kabul görmüş köklü yasaları Kuantum fiziği ve teorisi ile sarsıldı. Ardından Werner Heisenberg, Erwin Schrödinger ve Paul Dirac gibi diğer büyük isimler de kuantum mekaniğinin gelişmesine büyük katkılarda bulundu. Max Planck Newton’un sorgulanmaz yasalarına kafa tutmasaydı şimdi Kuantum dünyasının nimetlerinden faydalanamayacak ve gerçeklik algımızı kör topal bir şekilde oluşturacaktık. Adeta kırık bir ayak kemiğin yamuk bir şekilde kaynamasına neden olacak ve ömür boyu topallayan bir sakat olacaktık.

İşin özü; ön kabulü herkes her alanda yapmamalı.
Herkes kendi ilgi alanında, kendi etki çapı içindeki konulara şüpheyle yaklaşmalı ve paket düşünceleri peşinen kabul edip “neyi neden savunduğunu bilmeden” bir şeyleri savunmamalı. Ama etki çapımız ve ilgi alanımız dışındaki bazı konularda paket düşüncelere ihtiyacımız vardır ve bunu o alanın otorite isimlerinden memnuniyetle kabul ederiz.

Ancak şimdi konumuz siyaset…

Peki hangimiz siyaseti ilgi alanımızın dışında konumlarız? Siyaset hemen hemen hepimizin ilgi alanındadır. İstesek de apolitik olamayız. Siz kendinizi her ne kadar apolitik olarak tanımlasanız da siyasetin ucu dönüp dolaşıp size ve hayatınızdaki milyon tane şeye dokunur. Dolayısıyla apolitik kimliğiniz teoride kalır. Apolitik olarak yaşadığını iddaa eden bir kişi ıslanmadan yüzdüğünü iddaa eden bir kişi ile aynı noktada inandırıcılığa sahiptir. Dolayısıyla siyaset hepimizin ilgi alanındadır ve olmak zorundadır. Kaldı ki her seçim günü gidip oyunuzu veriyorsanız bu sürecin içinde siz “Etki çapı olan” bir bireysiniz demektir. Bu da sizi siyaset hakkında fikir sahibi olmak zorunda bırakır. İşte bu noktada taraftar olma tehlikesi ile baş başa kalırsınız çünkü olan biten hakkında fikir edinmek istediğinizde karşınızda bir çok paket düşüncesini size satmak isteyen siyasi parti ve oluşumlar bulursunuz. Burada yapılması gereken şey paket düşünceleri satın almamak ve ilgi alanınızda olan bu konu hakkında kendi analiz ve sentez yeteneğinizi kullanarak aktif bir doğruya ulaşma çabası göstermek ve kendi fikirlerinizi oluşturmaktır. Eğer bunu başarırsanız hiç bir partinin taraftarı olmazsınız. Sorgulama yeteneğinizi kullanır ve karşınıza çıkan her şeyi yapıcı bir şüpheyle irdeleyip işin gerçeğine ulaşmak için ufak bir çaba verirseniz kendi özgün fikirlerinize sahip olur ve bu fikirleri bir başkasına mantıksal izahları eşliğinde anlatma kabiliyetine sahip olursunuz. Bunu yapan insan sayısı arttıkça siyasi partilerin hödükleştirdiği ve zihinlerini çamurlu suyla yıkayıp taraftar haline getirdikleri insanların sayısı büyük bir hızla azalacaktır. Yine bir tarafta olacaksınız ancak bu sefer taraftar olarak değil, kendi mantığı ile bir sonuca ulaşmış akışkan bir kitle olarak orada olacaksınız. Bu profildeki insanların sayısının artması başa geçecek siyasileri belirleme gücü olan akışkan kitlelerin sayısının artmasına neden olur ki bu da bir partinin çetevari bir tavırla ülkenin başına çeyrek asır boyunca çökmesini engeller.

Bir siyasi parti hükümeti +20 yıl boyunca yönetiyorsa anlayın ki burada kitleler çok büyük bir hızla taraftar haline gelmiş ve otokratik bir parti devleti oluşmuştur. Bu durum yolsuzluk, adaletsizlik, hukuksuzluk ve antidemokratik bir çok uygulamayı beraberinde getirir. Hemen hemen tüm diktatörlüklerin yolculuğu böyle başlamıştır. Ancak fizik asla yalan söylemez. Bir kutba yapılan aşırı baskı diğer bir kutuptan patlama yaratır ve bu patlama her zaman otokratik rejimlerin sonunu çok hazin bir şekilde getirir. Ülkemizde bu baskının son aşamalarını yaşıyor gibi gözüküyor. Kanımca yakında bir patlama görecek ve bu siyasi taraftarlığın faturasını hep beraber ödeyeceğiz.

Deniz DUMAN

Pikaçuları serbest bırakın!
30/03/2025

Pikaçuları serbest bırakın!

Ramazan/Şeker Bayramınız kutlu olsun! 🍬🍭🥳
30/03/2025

Ramazan/Şeker Bayramınız kutlu olsun! 🍬🍭🥳

Address

Anadolu Caddesi
Antalya

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Deniz Duman posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Deniz Duman:

Share