14/01/2020
Hayatını anlamlandıramadığında varoluşsal kaygın yükselir/tavan yapar. Oysa bi balık varolduğunu yanındaki balığa kanıtlamaya calışmaz. Bu nedenle nerde olduğumuzu anlamak ve kim olduğumuzu bilmek için eğer iyi bir aile ve cevre ile eğitilmemişsek; bunu hep dış dünyadaki her şeyde ararız. En çok da; “marka” da. “Marka” ya bu nedenle ürün veya hizmete kişinin yüklediği “anlamlar” bütünlüğü diyebiliriz. Üretici/şirket/firma/kişi veya kurumlar; bu “anlamı” yaratmayı hiçe sayıp, hemen tüketicinin kendilerini “tercih etmelerini” isterler. Gelinen noktada dijitalin bu kadar “öngörülü” sonuçlar verdiğini düşünürsek; tüketici nerede, kim, ne yapıyor, nelere ilgili adeta MR’ını çekebiliyoruz artık değil mi. Ancak neden satış yok veya artmıyor? Biz tüketiciyi anlamlaştırdık ama o bizim markamıza “anlam” veriyor mu? “Marka değeri” niz onun için değerli mi? Ondaki “boşluğa” bir anlamda “doluluk” yaratıyor mu? Yoksa sizin markanız da bir balık gibi kategorisinde ve pazarda nerede olduğunu bilmiyor mu? Elma’nın bile bir sürü anlamı var bir ck değişik insan için. Kimisine göre sadece bir meyve, kimisine “Yaratıcı ödül adı” milyonlarca insan için elindeki telefonun markası. “Anlam” vermek; almak. Anlam almak; vermektir. Bu ikisi eşitlendiğinde “satış” gercekleşir.