03/05/2026
Hamburgerci kuyruğu.Önümde üç genç.Ekonomik krizle değil… patatesle mücadele ediyorlar.
“Patatesi bıraksak mı?”
“Yok ya ayıp olur…”
“90 TL eksik…”
Dünya dönüyor, ekonomi değişiyor,
ama bazı insanların hayatı hâlâ 90 TL’ye bakıyor.
Elimle kasiyere işaret ettim.
Sessiz sinema sahnesi gibi:
“Ben farkını öderim.”
İnsan bazen konuşmadan iyilik yapmış olur.
Çünkü konuşunca reklam, susunca insanlık oluyor.
Gençler aldı siparişlerini,
gülerek gittiler.
Öyle büyük bir mutluluk değil…
ama gerçek.
Ben de içimden dedim ki:
“Akşam bunu internette yazarım.”
Hani böyle…
insanlık ölmemiş postu.
Sonra sıra bana geldi.
Kasiyer dedi ki:
“Toplam…”
Bir rakam söyledi.
Ben dedim ki:
“Bu fiyat bana mı, dükkânı mı satın alıyorum?”
Kasiyer işaretimi yanlış anlamış gençlerin tüm hesabi bana yazmis.
Meğerse ben sadece 90 TL’yi değil…
gençlerin tüm ekonomik paketini satın almışım.
Patates + burger + içecek + gelecek planları.
İtiraz ettim mi?
Etmedim.
Çünkü o an anladım:
Bazı iyilikler küçük başlar…
ama toptan gider.
Parayı ödedim.
Kendi siparişimi iptal ettim.
Aç kaldım.
Midem boştu.
Bir de birkaç kez yüksek sesle söyledim:
“ Para eksik sanırsam benim sipariş de iptal olsun o zaman…”
Kimsenin umurunda bile olmadı.
Hatta sırada bekleyen bir adam "Abi sen bir süre fastfood yeme! İsabet olmuş sağlığın için iptal etmiş olman " bile dedi.
Akşam dedim ki:
“Bunun internette hikayesini yazayım.”
Yazdım.
Altına yorumlar geldi:
“Kurgucular.”
“Bu hikayenin benzeri benzincide geçiyordu.”
“Hep aynı hikaye…”
O an anladım…
Bu çağda iyilik yapmak zor değil.
İyiliğin gerçek olduğuna insanları inandırmak imkânsız.
Ve en absürd olan şu:
Ben 1500 TL verdiğim için üzülmedim.
Kimse inanmadığı için kırıldım.
Demek ki bu devirde
en pahalı şey hamburger değil…
Gerçek.