Kastamonu Medya

Kastamonu Medya Kastamonu Medya Dijital Yayıncılık
[email protected] Kastamonu
(1970)

İLK KEZ ÇOK SESLİ KONUŞULUYOR.Kastamonu’nun Demiryolu Gerçeği: "Biz Söylerken Kulak Tıkasalar da Tren Eninde Sonunda Bu ...
03/06/2026

İLK KEZ ÇOK SESLİ KONUŞULUYOR.

Kastamonu’nun Demiryolu Gerçeği:
"Biz Söylerken Kulak Tıkasalar da Tren Eninde Sonunda Bu Şehre Gelecek!"

​Kastamonu için "Demiryolu" dediğimizde, 2010 yılından ve hatta çok daha öncesinden beri bizi bıyık altından gülerek izleyenler, "Burada sanayi mi var ki tren gelsin?" diye vizyonsuzca bahane üretenler bugün nerede?

​Biz yıllarca bu memleketin kalkınmasının, lojistiğinin, turizminin anahtarının raylarda olduğunu söylerken sesimize kulak tıkayan siyaset mekanizması, nihayet son 1-2 aydır adeta bir "aydınlanma" yaşıyor.

Dün "Ne işi var trenin burada" diyen akıl, bugün sıraya girmiş demiryolu açıklamaları yapıyor.
​Gelin, son günlerde peş peşe gelen o açıklamaların ardındaki saklı gerçeği birlikte analiz edelim:

​1. KUZKA ve Valiliğin "Uyanışı": Sanayi mi Demiryolunu Getirir, Demiryolu mu Sanayiyi?
​Yıllarca Kastamonu'ya demiryolu getirmemenin arkasına sığınılan "Burada sanayi yok" tezi, iktisat bilimine de mantığa da aykırı bir safsataydı.

Dünyanın hiçbir yerinde önce devasa bir sanayi kurulup sonra "Hadi buraya tren yolu yapalım" denmez.
Yatırımcı, ham maddeyi ucuz taşıyamayacağı, ürettiği malı limana ucuza indiremeyeceği yere fabrika kurmaz!

Nitekim Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı (KUZKA) ve Sayın Valimizin son açıklamaları, bu gerçeğin devlet aklıyla da tescillendiğini gösteriyor. Kastamonu’nun kalkınma raporlarında artık lojistik bir mecburiyet olarak demiryolu ilk sıralara yazılıyorsa, bu bizim yıllardır savunduğumuz "Demiryolu konfor değil, sanayileşmenin ve kalkınmanın ön şartıdır" tezinin zaferidir.

​2. Murat Başesgioğlu’nun Çözüm Vurgusu: Tecrübe de Aynı Noktada Birleşti
​Bu memlekete uzun yıllar bakanlık yapmış, Ankara’nın ve devletin koridorlarını en iyi bilen isimlerden biri olan Sayın Murat Başesgioğlu’nun bile son günlerde demiryolu odaklı bir çözüm çalışmasından bahsetmesi sıradan bir olay değildir. Bu çıkış, demiryolu talebinin artık yerel bir "istek" olmaktan çıkıp, Ankara nezdinde de masaya yatırılması gereken kronik ve stratejik bir memleket problemine dönüştüğünün en net kanıtıdır. Devlet tecrübesi, Kastamonu’nun kabuğunu kırması için rayların şart olduğunu kabul etmiştir.

​3. Sivil Toplumun "Yavaş Yavaş" Isınması
​Haydar Çolakoğlu gibi sivil toplum liderlerinin de son dönemde "Bu iş artık tercih değil, zorunluluktur" diyerek t**a girmesi, kamuoyu baskısının çığ gibi büyüdüğünü gösteriyor.
Ancak sivil topluma ve bugün mikrofonu eline alıp demiryolu güzellemesi yapan siyasetçilere hatırlatmak isteriz:
Biz bu yolda tek başımıza yürürken, her fırsatta bu konuyu bıkmadan usanmadan gündeme taşırken neredeydiniz? Yine de zararın neresinden dönülürse kârdır; bugün bu cephede kalabalıklaşmak Kastamonu'nun menfaatinedir.

​Dünün "Hayalcileri", Bugünün "Öngörülü Liderleri" Oldu!

​Bugün Kastamonu’da mülki amirinden eski bakanına, STK başkanından kalkınma ajansına kadar herkes "Demiryolu" diyorsa, bu hafıza defterine Mehmet Eren’in ve Ajans 37'nin fikri takibinin zaferi olarak yazılacaktır.

​Şimdi sorma sırası bizde: Madem hepimiz aynı noktaya gelecektik, bu şehre bunca yılı neden kaybettirdiniz?
Sayın siyasetçiler verdiğiniz sözün arkasında durun artık
​Biz dün de buradaydık, bugün de buradaydır.
O tren bu şehre girene kadar, siz bugün konuşup yarın unutsanız bile, biz rayların sesi olmaya devam edeceğiz!

Mehmet Eren Ajans37 Kastamonu Medya

KASTAMONU’YA "ÜVEY EVLAT" TARİFESİ: Sınır Şehrinde Havalimanı Var, Uçak Yok!​Gözümüz aydın, Kastamonu! Yıllardır "uçuş g...
02/06/2026

KASTAMONU’YA "ÜVEY EVLAT" TARİFESİ:

Sınır Şehrinde Havalimanı Var, Uçak Yok!
​Gözümüz aydın, Kastamonu! Yıllardır "uçuş günleri artacak, saatler iş dünyasına ve turizme göre ayarlanacak" diye müjdeler beklerken, Türk Hava Yolları (THY) 1 Haziran itibarıyla bize şahane(!) bir sürpriz yaptı:
Uçuşlarımız artık haftada 4 güne düşürüldü.

Yani haftanın 3 günü Kastamonu Havalimanı’nın kapısına kilit vurulacak, pistteki ışıklar sönecek, koca yatırım atıl bırakılacak.
​Hayırlı uğurlu olsun!

​Şimdi eğri oturalım, doğru konuşalım. Bu karar, THY’nin sadece ticari bir rotasyon adımı değildir. Bu karar; Kastamonu turizminin baltalanması, sanayicinin yüzüstü bırakılması, İstanbul’daki 1 milyondan fazla hemşehrimizin memleket bağına set çekilmesidir.

​Ama en çok da nedir biliyor musunuz?
Kastamonu siyasetinin Ankara’daki vizyonsuzluğunun ve iflasının tescillenmesidir!

​Avrupa’da Devasa Bir Kastamonu Var, Ankara’dakiler Uyuyor mu?
​Bizim siyasilerin gözden kaçırdığı, vizyonlarının yetmediği çok acı iki gerçek var:

Birincisi; Kastamonu, Karadeniz’in hemen ötesindeki sınır coğrafyasıdır ve stratejik konumuyla uluslararası havacılık havzalarının tam göbeğindedir.

İkincisi ve en önemlisi; Avrupa’da akan çok ciddi bir Kastamonu nüfusu vardır!
​Almanya’dan Hollanda’ya, Belçika’dan İngiltere’ye kadar Avrupa’nın dört bir yanında yerleşik binlerce, on binlerce gurbetçi hemşehrimiz yaşıyor. Bu insanlar her yaz memleket hasretiyle, çoluk çocuk Kastamonu’ya gelmek için can atıyor.

Peki, biz bu insanlara ne sunuyoruz? Büyük bir eziyet! Ya arabayla binlerce kilometre yol tepiyorlar ya da İstanbul veya Ankara aktarmalı uçuşlarda, havalimanı köşelerinde perişan oluyorlar.
​Bırakın iç hatlarda İstanbul’a her gün uçmayı, yerel siyasetin aklına şu vizyon neden hiç gelmiyor: En azından yaz sezonunda, gurbetçinin yoğun olduğu bu Avrupa ülkelerinden Kastamonu’ya neden direkt charter (dönemsel) uçuşlar ayarlanmıyor?

Haftada bir gün bile olsa Avrupa’dan Kastamonu’ya doğrudan inecek bir uçak, hem gurbetçimizin sıla-i rahim eziyetini bitirir hem de şehre doğrudan euro, sterlin, dolar girdisi sağlar; esnafın, turizcinin yüzünü güldürür.

​Ama koca havalimanının "uluslararası" niteliği, sadece birkaç yılda bir binbir ricayla kaldırılan Hac ve Umre uçaklarından ibaret kaldı! Koskoca tesisi tabela olarak asıp gitmişler, dünyaya açmayı hayal bile edemiyorlar.

​Seçim Zamanı Ceket İlikleyenler, THY Karşısında Nerede?
​Her seçim dönemi Kastamonu sokaklarında boy gösteren, "Biz iktidarız, biz güçlüyüz, Ankara’da her kapıyı açarız" diyen sayın milletvekillerimize sorma vaktidir:
Sizin bu şehre gücünüz yetiyor da, THY Genel Müdürlüğü’ne mi sözünüz geçmiyor?
​Kastamonu halkından oy isterken mangalda kül bırakmayanlar, konu Kastamonu’nun en temel hakkı olan "ulaşım özgürlüğünü" savunmaya geldiğinde neden birdenbire sessizliğe bürünüyor?

THY bu revizyon planını bir gecede yapmadı.
1 Haziran krizinin taşları aylardır döşeniyordu. Bu karar alınırken siz hangi masada, neyi pazarlık ediyordunuz?
Şehrin hakkı elinden alınırken neden sesiniz çıkmadı, neden o lobiyi kuramadınız?
​Komşu illerin siyasileri bakanlıkların kapısını aşındırıp memleketlerine ek seferler koparırken, bizim vekillerimizin Ankara’daki ağırlığı THY’nin bir masa başı bürokratının imzasını bozmaya yetmiyor mu?
Eğer yetmiyorsa, Kastamonu halkı sizi oraya neden gönderdi?

​Sözün Özü: Bu Ayıp Kastamonu Siyasetinindir
​Bir iş insanı düşünün... İstanbul’dan, yurt dışından Kastamonu Organize Sanayi Bölgesi’ne yatırım getirecek, fabrika kuracak. Adam sabah gelip akşam dönemeyecekse, haftanın 3 günü bu şehre uçak inmeyecekse neden buraya yatırım yapsın? Hafta sonu Ilgaz’a kaymaya, kanyonları gezmeye gelecek olan turist, uçak günleri uymadığı için rotasını başka şehre çevirirken bu esnafın zararını kim karşılayacak?

​"Tarihi yatırım yaptık, havalimanı açtık" diye övünme devri bitti.
Havalimanı açmak yetmiyor sayın vekiller, o havalimanını çalıştırmak, burayı Avrupa'ya, dünyaya bağlamak gerekiyor.
Haftanın yarısında uçak inmeyen bir havalimanı, Kastamonu’ya yapılmış bir hizmet değil, bütçeye yük, şehre ise bir prangadır.

​Kastamonu halkı artık "Görüştük, takipçisiyiz" gibi içi boş, oyalama taktiklerini yemiyor. 1 Haziran kararı, Kastamonu’ya açıkça "Siz üvey evlatsınız" demektir.
​Ya Ankara’da masaya yumruğunuzu vurur, o iç hat uçuşlarını söke söke geri alır ve bu şehri Avrupa’daki gurbetçisine direkt bağlarsınız; ya da bir sonraki seçimde Kastamonu meydanlarına çıktığınızda bu halkın size verecek tek bir oyu olmadığını da kabul edersiniz.

​Çünkü uçak kalkmayan şehrin, siyaseti de havada kalır!

Mehmet Eren Kastamonu Medya

KASTAMONU’NUN KANAYAN YARASI: UĞURLU HASTANESİ VE PERDE ARKASINDAKİ BÜYÜK SORULAR​Kastamonu kamuoyunun yıllardır cevabın...
02/06/2026

KASTAMONU’NUN KANAYAN YARASI: UĞURLU HASTANESİ VE PERDE ARKASINDAKİ BÜYÜK SORULAR
​Kastamonu kamuoyunun yıllardır cevabını aradığı, şehrin göbeğinde devasa bir milli servetin çürümeye terk edildiği "Özel Uğurlu Hastanesi" meselesi, göründüğünden çok daha derin mülkiyet ilişkileri, siyasi hamleler ve ucu açık soru işaretleriyle tam bir kördüğüme dönüşmüş durumda.

Kuzeykent’te, Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin tam karşısında yükselen bu yapı, neden bir türlü Kastamonu halkının hizmetine açılamıyor? Gelin, sürecin en başına dönelim ve taşların yerine oturmasını sağlayalım.

​Tahsisten Ticarete: 42 Dönümlük Alan Nasıl Bölündü?
​Süreç, 2010 yılı öncesinde Uğurlu Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.’nin aktif olarak hizmet verdiği yıllara dayanıyor.
O dönem hastane yönetimi, Milli Emlak’tan Kuzeykent’teki 42 dönümlük bu devasa araziyi "sağlık alanı" olarak tahsis ettiriyor. Ardından belediye eliyle yapılan imar çalışmasıyla bu tek parça arazi 3 ayrı fonksiyona bölünüyor: Sağlık alanı (hastane), ticari alan (AVM) ile eczane, optik ve otelden oluşan üçüncü bir bölüm.

​Ancak bürokratik evraklardan kaynaklanan süreçler nedeniyle, tahsisli olan bu arazi sonradan Milli Emlak’tan tamamen satın alınarak tapuya geçiriliyor ve inşaat başlıyor.
İşte ne olduysa, mülkiyetin parçalanması ve devreye giren aktörlerle başlıyor.

​Müteahhit Sırrı ve Hastanenin Hizmet Dışı Kalışı
​İnşaat aşamasında, AVM olarak planlanan 15 dönümlük ticari alan, hastanenin müteahhitliğini yapan Selami Ataç tarafından satın alınıyor. İlerleyen süreçte hastane sahibinin ve şirketin başına gelen bir dizi adli olay ve sıkışan mali şartlar neticesinde, hastane binası ve alanı da belli koşullarla yine aynı müteahhide, yani Selami Ataç a satılıyor.

Sorunlar kartopu gibi büyüdükçe içinden çıkılmaz bir hal alıyor ve neticede koskoca hastane açılıp hizmet vermeye başladıktan bir süre sonra hizmetine ara vermek durumunda kalıyor.

​Ruhsat Başka Elde, Bina Başka Elde: Büyük Bölünme
​Birkaç yıl önce icra-iflas masası devreye girerek hastane binasını ve 52 branşlı o değerli hastane ruhsatını satışa çıkardı. Bu satışta çok garip bir tablo ortaya çıktı:

​Ruhsat Belediyede: Hastanenin en büyük değeri olan 52 branşlı işletme ruhsatını Kastamonu Belediyesi satın aldı.

​Bina Şirketlerde: Hastane binasını ise Atlas adlı bir şirket ve ortakları (Recep Dinler ile Özel Anadolu Hastanesi’nden bazı ortaklar) satın aldı.

​İşin en dikkat çekici noktası ise, daha önce hastanenin icra-iflas sürecine düşmesinde payı olan, yan taraftaki 15 dönümlük ticari alanın sahibi Selami Ataç, binayı satın alan bu Atlas şirketine de yaklaşık %10 hisseyle ortak oldu. Yani bir aktör, hem ticari alanın sahibi hem de hastane binasının ortağı konumuna geldi.

​Paralar Bankada Bloke, İşçiler Mağdur!
​Bugün gelinen noktada, hastanenin tasfiyesinden alacaklı olan ve aralarında yıllardır alın terini alamayan 272 emekçinin ve bazı şirketlerin de bulunduğu büyük bir mağdur kitlesi var. İşin arka planında ise ciddi bir para kavgası dönüyor.

İddialara göre, yerin icradan satılmasından sonra Selami Ataç’ın bankada duran paranın tamamını (kendi payının ötesini) talep ettiği, ancak icra iflas masasının kontrolündeki bu mevduatın toplam borçları ve alacakları karşılamaya yetmediği belirtiliyor.

​Şimdi gözler mahkemede. İcra İflas Müdürlüğü, mahkeme kararıyla Selami Ataş’ın üzerine geçirdiği o 15 dönümlük ticari alanı da satıp alacaklıların, yani o 272 emekçinin parasını ödemek için hukuki bir çalışma yürütüyor ve bugünlerde davanın sonuçlanması bekleniyor.

​Ruhsat Üzerindeki Siyasi Trafik, İstanbul Arayışı ve "Eski Patron" İlişkisi!
​İşin en trajikomik ve düşündürücü kısmı ise belediye kanadında yaşanan siyasi süreç ve perde arkasındaki o çok konuşulacak ilişkiler ağı.

Hatırlayalım; bu 52 branşlı altın değerindeki ruhsat, bir önceki dönemin MHP’li Belediye Başkanı Galip Vidinlioğlu döneminde ihaleden satın alınmıştı. Ancak Vidinlioğlu dönemi boyunca bu ruhsatla ilgili Kastamonu lehine tek bir çivi dahi çakılmadı.

​Ardından yerel seçimler yaşandı, yönetim değişti ve belediye başkanlığı koltuğuna CHP’li Hasan Baltacı oturdu. Kastamonu halkı düğümün çözülmesini beklerken, yeni yönetim bu ruhsatı Kastamonu’dan tamamen çıkarmak ve İstanbul’da satarak nakde çevirmek için kapı kapı dolaştı, ancak satışı başaramadı.

​Peki, Hasan Baltacı yönetimini bu ruhsatı acilen elden çıkarıp satma arayışına iten gizli el kimdi?
İşte tam bu noktada, bulutların arasından çok tanıdık bir isim yükseliyor:
Önceki dönem İl Başkanı olan ve şu anda Parti Meclis Üyeliği görevini yürüten, belediyedeki kararlarda adeta "bir numara" olarak bilinen Hikmet Erbilgin.

​Madalyonun arkasını çevirdiğimizde karşımıza çıkan asıl çarpıcı gerçek ise şu: Hikmet Erbilgin, bu arazideki sözde hak sahiplerinden ve düğümün başaktörlerinden biri olan müteahhit Selami Ataş’la çok yakın birisiı! Kastamonu’nun mülkiyetini, işçilerin hakkını ve sağlık geleceğini bağlayan bu devasa meselede; belediye yönetiminin arkasındaki güçlü figür ile içerideki ticari ortak arasındaki bu "eski patron-çalışan" her ne ilişkisi varsa, akıllara çok ciddi soru işaretleri getiriyor.
İstanbul yollarında ruhsat satma telaşının arkasında, bu eski mesai hukukunun ve ticari dengelerin payı var mıdır? Kamuoyu bu sorunun cevabını acilen beklemektedir.

​2028 Planı mı? İşin Hukuki Boyutu ve Büyük Risk!
​Kastamonu Belediyesi’nen elinde bulunan 52 branşlı bu devasa ruhsatın kullanım süresi Aralık 2028’de sona eriyor.
Zaman hızla daralıyor. "Ruhsat süresi biterse burası hastane olmaktan çıkar, ranta döner" diyenlere hukuki gerçeği hatırlatalım:

​Ruhsatın Bitmesi İmarı Değiştirmez: Ruhsat 2028'de yansa bile, o arazi imar planında "Özel Sağlık Alanı" olarak kalmaya devam eder.

​Yönetmelik Engeli (Eş Değer Alan Şartı): Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’ne göre, belediye meclisi burayı kafasına göre konuta veya rezidansa çeviremez. Çevirecekse, Kuzeykent bölgesinde aynı büyüklükte başka bir alanı yeni sağlık alanı olarak tahsis etmeye mecburdur.

​Milli Emlak ve Kamu Yararı Şerhi: Arazi kökeni itibarıyla Milli Emlak’tan tahsisle alındığı için, amacının dışında kullanılması durumunda satış iptalleri dahi gündeme gelebilir.

​O halde tehlikeli plan şudur: Birileri bilinçli olarak ayak sürüyerek 2028'i bekliyor. Amaç; ruhsatı süresiz hale getirip tamamen iptal ettirmek, ardından "Bakın bina yıllardır atıl duruyor, burada artık kamu yararı kalmadı" algısı oluşturarak belediye meclisi üzerinden devasa bir imar tadilatı koparmaya çalışmak!

​Kastamonu Kamuoyu Adına Soruyoruz
​Şehrin en iştah kabartan, en değerli yerindeki bu 42 dönümlük arazinin hastane olarak hizmete girmemesi için perde arkasında gizli bir el mi çalışıyor?
​25 dönümlük hastane binasının sahibi olan, aynı zamanda şehirde aktif olarak hizmet veren Özel Anadolu Hastanesi’nin en büyük ortaklarından Recep Dinler, burayı açmak istediğini belirtip neden somut bir adım atmıyor?
Yan taraftaki 15 dönümün imar bütünlüğünden koparılarak bağımsız bir ranta çevrilmesine göz mü yumulacaktır?
Kastamonu Belediyesi, elindeki ruhsatı dışarıya satma veya birilerine zaman kazandırma sevdasından vazgeçip şehrin ve o mağdur 272 emekçinin hakkını ne zaman savunacaktır?

Bu alan, şahsi ticari hesapların, eski iş ilişkilerinin veya siyasi ajandaların üzerinde, doğrudan Kastamonu halkının sağlık geleceğidir. 272 işçi hakkını ararken, koskoca bir şehir hastane beklerken, kimsenin buradaki milli serveti kendi ikballeri için çürütmesine izin verilemez. Bu kirli ve karmaşık ilişkiler ağının sonuna kadar takipçisi olacağız!

Mehmet Eren Ajans37 Kastamonu Medya

KASTAMONU’NUN BAHTI NIYE KARA?Tarım ve Orman Bakanımız Sayın İbrahim Yumaklı, Kurban Bayramı vesilesiyle geldiği memleke...
31/05/2026

KASTAMONU’NUN BAHTI NIYE KARA?
Tarım ve Orman Bakanımız Sayın İbrahim Yumaklı, Kurban Bayramı vesilesiyle geldiği memleketi Kastamonu’da, AK Parti İl Başkanlığı kürsüsünden yine iddialı cümleler kurdu.
Siyasette yaşanan son gelişmelere değinirken, "Onlarla bizim aramızda bakış farkı var, vizyon farkı var, hayata bakış anlamında bir fark var" diyerek adeta bir vizyon dersi verdi.

Sayın Bakan haklı, ortada gerçekten devasa bir vizyon farkı var!
Ama bu fark iktidar ile muhalefet arasında değil; Sayın Bakanın Ankara’dan getirdiği yüksek perdeden siyasi retorik ile Kastamonu’nun sokaklarında, ilçelerinde "gün gibi ortada duran" acı gerçekler arasında.

Kastamonulular olarak sorma vaktimiz geldi de geçiyor: Yıllarca bakanlık yapmış Murat Başesgioğlu’muz vardı, ne değişti? Bugün kabinede aktif olarak oturan bir Tarım ve Orman Bakanımız var; peki Kastamonu’nun makus talihi neden zerre kadar kımıldamıyor?

Sayın Bakan sık sık Kastamonu’ya geliyor, bayramlaşıyor, konuşuyor ama bugüne kadar bu şehrin hangi kronikleşmiş yarasına merhem olduğunu, hangi somut projeyi bitirdiğini bilen var mı?

Gelin, Sayın Bakanın o çok bahsettiği "vizyonu" Kastamonu ölçeğinde net bir şekilde karşılaştıralım ve sorumluluğu tam olarak ait olduğu yere, Orman Bakanlığı koltuğuna bırakalım.

KUZKA Kastamonu’da, Nimeti Çevre İllerde!
Ulaşımdan başlayalım...
Bir zamanlar bizim sancağımız olan Karabük’e daha ilçe bile değilken, 1932 yılında tren gitmiş. O tren, bugün Karabük’ü devasa bir sanayi kenti yaptı. Biz ise hâlâ ne bir demiryolumuz var ne de bitmeyen Kırık Tüneli, İnebolu Tüneli yüzünden düzgün bir karayolumuz!

Daha trajikomik olanı ne biliyor musunuz? Merkezi Kastamonu olan Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı (KUZKA), alternatif turizmi geliştirmek için seyahat acentelerine oluk oluk finansal destek sağlıyor. Ama bu destekle fonlanan Özel Karaelmas Ekspresi ve Turistik Tuz Ekspresi trenleri yüzlerce yolcuyu alıp Çankırı ve Sinop’a taşıyor!
Çevre iller turizmle şahlanırken, KUZKA’nın merkez üssü olan Kastamonu, rayı olmadığı için sadece arkalarından bakıyor. Kastamonu siyaseti, Ankara’dan hakkı olanı istemeyi bilmediği için havanda su dövüyor.

Ballıdağ’ın İpi Doğrudan Bakanlığın Elinde!
Şimdi gelelim asıl can alıcı noktaya ve topu doğrudan Sayın Bakanın önüne atalım.
Daday için bir umut kapısı olan, bölge insanının çoluk çocuğuna iş, aş olur diye yıllardır gözünün içine baktığı Ballıdağ Hastanesi projesi tamamen çöktü.
Kastamonu Kalkınma Vakfı (KKV) toplantısında İş İnsanı Cengiz Aygün bizzat açıkladı; yapılan sözleşme iptal edilmiş ve o iş bitmiş! Ballıdağ Hastanesi yıkıldığı için işin yeniden ihale edilmesi gerekiyormuş.

Peki, bu düğümün çözüleceği, bu bürokratik engelin aşılacağı yer neresi? Doğrudan Tarım ve Orman Bakanlığı!
AK Parti Milletvekili Halil Uluay çıkmış, "Devletin orada yapabileceği bir şey kalmadı" diyerek topu taca atıyor. Devlet yapamıyor, özel sektörün eli kolu bürokrasiyle bağlanıyor...

E kim yapacak o zaman?
Sayın İbrahim Yumaklı; siz bu ülkenin Tarım ve Orman Bakanısınız. Kendi bakanlığınızın uhdesindeki bir araziyi, kendi memleketinizin en hayati sağlık ve istihdam projesini ayağa kaldıramayacaksanız, Ankara’daki o vizyonun Kastamonu’ya ne faydası var? Ballıdağ’daki o kanayan yara, doğrudan sizin bakanlığınızın bütçesinde ve iradesinde kilitlenmiştir. Bu sorun çözülmüyorsa, sorumlusu ne muhalefettir ne de coğrafyadır; doğrudan doğruya Orman Bakanlığı'dır!

Sahi, Bu Şehrin Siyasileri Bir Araya Gelip Konuşmaz mı?
Burada resmi daha genişletelim ve iğneyi biraz da kendimize batıralım.
Biz Bakanı eleştiriyoruz ama bu şehrin yerel dinamikleri ne yapıyor? Başta Sayın Valimiz olmak üzere, iktidarıyla muhalefetiyle milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız neden bir araya gelmiyor?

Bugüne kadar bu şehrin idarecileri ve siyasileri ortak bir masada buluşup, "Kastamonu'nun öncelikli 5 ana sorunu budur, projeleri bunlardır" diye net bir strateji belgesi hazırladı mı?

Ortak akılla bir istişare toplantısı yapıp, bu dosyayı Kastamonulu bakanlarımızın önüne koydular mı?
Acaba hiç bir araya gelip bu memleketin can alıcı konularını samimiyetle tartıştılar mı, yoksa herkes kendi ajandasının peşinde mi? Eğer bu şehrin valisi, milletvekili ve yerel gücü bir lobi oluşturup bakanların kapısını aşındıramıyorsa, Ankara’dan buraya yatırımın kendiliğinden akmasını beklemek saflıktır. Biz bir ve beraber olup istemesini bilmezsek, bakanımız Kastamonulu olsa ne yazar, olmasa ne yazar?

Şehir Sönüyor, Bakanlar Seyrediyor
Sadece Ballıdağ mı?
Yıllardır çözülemeyen Özel Uğurlu Hastanesi de idari basiretsizliğin anıtı olarak orada duruyor. Zamanında "Sorunu çözdüm" diye zafer çığlıkları atanlar, ruhsatı başka yerde binayı başka yerde bırakıp gittiler.
Kastamonu her gün kan kaybediyor, her gün biraz daha sönüyor. Gençler iş bulamadığı, değer görmediği, önünü göremediği için bu şehirden göç ediyor. Halil Rıfat Paşa’nın dediği gibi: "Gidemediğin yer senin değildir." Ankara bizim için yolları aşmıyor, tünelleri bitirmiyor, bakanlığın projelerini onaylamıyor.

Sayın Yumaklı, siyasetteki "kepazeliklerden" dert yanıp "Onlar bizden uzaktır, bizi ilgilendirmez" diyor. Doğrudur, makro siyasetteki çekişmeler bizi de ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiren; Daday’ın geleceğidir, Ballıdağ’dır, Kastamonu’nun bitmeyen yatırımlarıdır.
Kastamonu halkı artık kürsülerden laf üretilmesini değil, icraat görmek istiyor. Masanın bir tarafında istişareden ve birliktelikten kaçan yerel siyasiler, diğer tarafında memleketine sadece bayramlaşmaya gelen bakanlar olduğu sürece bu şehrin makus talihi değişmez.

Madem kabinede güçlü bir Orman Bakanımız var; o halde yerel siyasetçiler de bir araya gelip o masayı kuracak, Bakan bey de o masadan çıkan kararları uygulayacak! Aksi takdirde Ballıdağ’ın hesabını da, KUZKA’nın bereketsizliğini de, Kastamonu’nun sahipsizliğini de doğrudan sizlerden sormak bu halkın en doğal hakkıdır.
Çünkü bu şehir çetindir, ama artık birbirine değil, hakkını vermeyen siyasilere karşı çetin olmak zorundadır!
Mehmet Eren Ajans37 Kastamonu Medya

VEKİL OLMAK İSTİYORUM Hiç merak ettiniz mi dünyada vekil maaşları asgari ücretin kaç katıdır?Sizler adına ben merak etti...
30/05/2026

VEKİL OLMAK İSTİYORUM

Hiç merak ettiniz mi dünyada vekil maaşları asgari ücretin kaç katıdır?
Sizler adına ben merak ettim ve araştırdım.
Sizlerle paylaşmak istedim, takdir ve yorum sizlerindir.

Bizi kıskanan Almanya’dan başlayayım. Asgari ücret, eyaletler arasında ufak farklılıklar olsa da asgari ücret ortalama net: 1.690, Milletvekili maaşı net:7.800 Euro. Asgari ücretin: 4.61 katı.

Fransa Asgari ücret net:1.398 Euro,
Milletvekili maaşı net:5.953 Euro. Asgari ücretin 4.26 katı.

Hollanda Asgari ücret net: 1.880 Euro,
M.vekili maaşı net:7.000.Asgari ücretin
3.72 katı.

Belçika Asgari ücret net: 1.720 Euro,
M. Vekili maaşı net: 6.300 Euro. Asgari ücretin 3.66 katı.

Yunanistan Asgari ücret net: 822 Euro,
M. Vekili maaşı net: 3.200 Euro. Asgari ücretin 3.89 katı.

Bulgaristan Asgari ücret net:925 BGN (473 Euro),
M. Vekili maaşı net: 5.500 BGN (2.813 Euro) Asgari ücretin 5.95 katı.

Gelelim bize. Ekonomide büyümede Çin’i bile solladık. İhracatımız cumhuriyet döneminin en üst seviyesinde gibi övünç sözlerine karşın.

Bizde Euro istikrarı olmadığı için Euro karşılıklarını yazamıyorum, özür dilerim.

Asgari ücret net: 28.075 Lira, Millet Vekili maaş net: 273.196 Lira.
Asgari ücret karşılığını mı merak ettiniz?
Eeeee dünya bizi kıskanıyorsa, vekillerimiz şanlı TBMM’inde sizlerin hakkını, ülkenin yüksek menfaatleri için çalışıyorlarsa bunu hak etmiyorlar mı?

Tam tamına: 9.89 KATI.
En büyük paramız 200 TL’nin bir kilo peynir alamadığı, pek çok öğrencinin yoksulluktan okula aç gittiği bizde ise Sayın vekillerimiz asgari ücretin; 10 katı maaş almaktalar.

Durum bu iken kimi vekillerimiz, bu parayla geçinemediklerinden dert yanmaktalar. Ne yapsak ki diye ülkece kafa yoralım mı?
Ortalama ev kiralarının 20-25 bin lira olduğu ülkemizde: bir kerecik de olsa, 28.075 lira ile nasıl geçinilir diye çaba gösteriyorlar mı? Emeklinin, memurun, işçinin ekonomik durumunu dert ediyorlar mı?

Emin Eğri

GENEL SEKRETER,NEDEN ÖLDÜRÜLDÜAdalet Bakanı Akın Gürlek’in "Faili meçhul dosyalar raflardan tek tek indirilecek, ucu ner...
30/05/2026

GENEL SEKRETER,
NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in "Faili meçhul dosyalar raflardan tek tek indirilecek, ucu nereye giderse gitsin araştırılacak" sözleri üzerine, Kastamonu’nun o en karanlık sayfası olan Genel Sekreter Muhiddin Sağlam cinayetini yeniden masaya yatırma vaktidir.

Fakat bu kez resmi makamların, o günün körleşen emniyet ve yargı bürokrasisinin baktığı yerden değil; tamamen kendi hafızamdan, kendi belgelerimden ve yıllardır savunduğum o büyük gazetecilik tezimden bakarak yazıyorum.

Bu benim iddiamdır, bu benim şahsi tezimdir!
Ve ben bu tezi dün bulmadım.
O dönem cinayetin ardından asayiş müdürüyle yıllar sonra karşı karşıya geldiğimde, o eski polis memurunun evinde kovanlar bulunup sonra garip bir şekilde serbest bırakıldığı o sisli günlerde de emniyetin yüzüne açıkça söylemiştim: "Yanlış yere bakıyorsunuz!
Bakılması gereken yer, o Yap-İşlet modeliyle yapılan yurtlardır."

Çünkü o gün Ajans 37 olarak üniversitedeki yolsuzlukları, savcılığa sunulan suç duyurusu dosyalarını korkusuzca yayınladığımızda başımıza nelerin geldiğini ben biliyorum. Dönemin rektörü Seyit Aydın’ın bizi susturmak için açtığı sayısız davadan, kaynağımızı canımız pahasına koruyarak beraat ettiğimizde adaletin neye direndiğini ben gördüm.

O yüzden bugün bir kez daha, daha gür bir sesle iddiamı tekrarlıyorum:
Muhiddin Sağlam cinayetinin temelinde, üniversitede o dönem ayyuka çıkan maddi menfaat ve çıkar çatışmaları vardır.

Genel Sekreter, o meşhur Üniverrsite içinde "Yap-İşlet" modeliyle hayata geçirilen kız yurdu projelerinin ilk mimarıydı.
Projeyi hazırlayan, rektöre onaylatan oydu.
Ancak ne zaman ki işin içine yüklenici firmalar, milyarlık rantlar ve kılıfı önceden hazırlanan menfaat ilişkileri girdi; işte o zaman genel sekreter ile yönetim katı arasında, rektörlük makamı arasında ciddi kavgalar, büyük çatışmalar başladı.

İşte tam bu yüzden iddia ediyorum: O yurtların temelinde kesinlikle kan vardır ve o kan, bu şehrin dürüst bir bürokratının, genel sekreterin kanıdır! Maddi anlaşmazlıklar hat safhaya ulaştığında, birileri birilerinin tekerine çomak soktuğunda bu cinayet tezgâhlanmıştır.

Yıllarca dosyaya getirilen o "gizlilik kararları" katili bulmaya yaramadıysa, benim bu tezimin üzerine gidilmesini engellemek için mi kullanıldı?
Emniyet benim o gün işaret ettiğim "Yap-İşlet" sözleşmelerine, ihale çarklarına neden gözünü kapattı?

Şimdi Adalet Bakanlığı’na çağrımdır: Kurduğunuz o "Özel Birim" eğer gerçekten samimiyse, katili sadece tetikçide, kovan saklayan emekli poliste aramasın. Gitsin, Kastamonu Üniversitesi'nin o dönemki Yap-İşlet yurt sözleşmelerini, altındaki imzaları, o süreçte yaşanan idari kavgaların tutanaklarını incelesin.
Katili de, azmettiriciyi de o rant çarkının tam merkezinde bulacaksınız.

Bu benim bu şehre, kamu vicdanına ve meslek namusuma olan borcumdur, iddiamın arkasındayım!

Mehmet Eren Ajans37 Kastamonu Medya

Olukbaşı’na 40 Poliklinik, Ama Hangi Kadroyla?Şimdi Olukbaşı’ndaki eski hastane projesinin satır aralarına bakıyoruz ve ...
29/05/2026

Olukbaşı’na 40 Poliklinik, Ama Hangi Kadroyla?

Şimdi Olukbaşı’ndaki eski hastane projesinin satır aralarına bakıyoruz ve Milletvekili Uluay’ın şu sözleri çarpıyor gözümüze: "TOKİ ile anlaşma sağlandı, alanın bir bölümü TOKİ tarafından kullanılacak, diğer kısmı Sağlık Bakanlığı’na verilecek.
Neyse devam edelim..

​Siyasetin en sevdiği icraat modeli, beton üzerinden müjde vermektir. Önünüze maketi koyarlar, "İhale tamamlandı, inşaat başlıyor" derler ve arkalarına yaslanıp alkış beklerler.
AK Parti Kastamonu Milletvekili Halil Uluay’ın, yıllardır atıl bırakılan Olukbaşı’ndaki eski devlet hastanesi arazisine dair verdiği "40 poliklinikli sağlık merkezi" müjdesi de ilk bakışta kulağa çok hoş, çok cazip geliyor.

​Ancak bir gazeteci olarak tabelalara değil, sistemin işleyişine ve perde arkasına baktığımızda karşımıza yanıtlanması zor, devasa sorular çıkıyor. Gelin, Kastamonu halkı adına bu müjdeyi biraz sorgulayalım.

KEAH’ta Doktor Yokken, 40 Polikliniğe Doktoru Nereden Bulacaksınız?
​Bugün Kastamonu halkının sağlıkta yaşadığı ana problem, bina ya da oda eksikliği değil, hekim ve personel yetersizliğidir.
Mevcut Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde (KEAH) birçok branşta doktor bulunamazken, hastalar muayene ve sıra kuyruklarında çile çekerken, anjiyo ya da kanser tedavisi gibi kritik durumlarda bile çevre illerin yollarına düşerken sormak gerek: Bu açılacak 40 poliklinikte hangi doktorlar hizmet verecek?

​Eğer KEAH’taki mevcut az sayıda doktoru buraya "görevlendirme" ile bölecekseniz, bu KEAH’ı daha da işlemez hale getirmek, yani "sağ cebinizden alıp sol cebinize koymak" demektir.

​Serap Hanım’dan "Doktor Kontenjanı" Teyidi Alındı mı?
​İşte tam bu noktada insan düşünmeden edemiyor: Kastamonu siyasetinde sağlık basını ve doktor ataması müjdeleri denince akla ilk gelen isim her zaman Sayın Serap Ekmekci olur. Sosyal medyada ya da basında ne zaman bir "doktor atama kurası" görsek altında Sayın Ekmekci’nin imzası, emeği ve teşekkür metni vardır.

​Şimdi sormak lazım; Sayın Halil Uluay, TOKİ ile masaya oturup beton ihalelerini bağlarken ve bu 40 poliklinikli projeyi gururla açıklarken, acaba mevkidaşı Serap Ekmekci’den "Ben buraya 40 tane doktor ataması koparabilirim" teyidini aldı mı?

Yoksa Halil Bey binaları dikip, anahtarı Serap Hanım’ın eline verip "Hadi bakalım, şimdi buraya doktor bulma sırası sende" mi diyecek?
​Eğer aralarında böyle bir koordinasyon yoksa, korkarız ki Halil Bey’in büyük müjdelerle açtığı o 40 odalı devasa merkez, Serap Hanım’ın Ankara koridorlarından doktor kadrosu koparmasını bekleyen boş birer "tabela odası" olarak kalacaktır.

Zira zaten mahallelerimizde aile hekimliği sistemi tıkır tıkır işlerken, hastanede doktor yokken araya böyle acilsiz, yataksız bir merkez sıkıştırmak ne kadar yararlı, orası muamma.
​Koruköyü ile Ortak Mantık: Sağlık mı, Arazi Takası mı?

TOKİ İLE NE ANLAŞMASI SAĞLANDI
​Gelelim işin en can alıcı, en tanıdık kısmına...

​Şimdi Olukbaşı’ndaki eski hastane projesinin satır aralarına bakıyoruz ve Milletvekili Uluay’ın şu sözleri çarpıyor gözümüze: "TOKİ ile anlaşma sağlandı, alanın bir bölümü TOKİ tarafından kullanılacak, diğer kısmı Sağlık Bakanlığı’na verilecek."

​Manzara ne kadar da tanıdık, değil mi?
Olukbaşı’nda da şehrin en değerli, en kupon kamu arazilerinden biri olan eski hastane arsası TOKİ’ye devrediliyor.
TOKİ’nin oraya ticari alanlar ya da yüksek gelirli konutlar yapmasının önü açılıyor; karşılığında ise halkın gözünü boyamak, tepkisini azaltmak için arazinin bir köşesine "40 poliklinik kuruyoruz" makyajı yapılıyor.

​Sağlık Bakanlığı koskoca hastane arazisine, TOKİ’ye pay vermeden, arsayı bölüşmeden bu merkezi yapamıyor mu?

Burada yine bir "takas" veya "kupon arazi" mantığı mı işliyor?

​Sonuç: Betona Değil, İnsana Yatırım İstiyoruz
​Vatandaşın canı yandığında gittiği hastanede uzman doktor bulamadığı, çevre illere sevk edilmekten yorulduğu bir şehirde, yeni beton binalar yükseltmek göz boyamaktan başka bir şey değildir. Eğer dert gerçekten Olukbaşı’ndaki vatandaşın sağlığıysa, bunun yolu koskoca hastane arazisini TOKİ ile paylaşarak feda etmek değil; mevcut hastanelerin doktor, tıbbi cihaz ve personel eksikliğini kökten çözmektir.

​Kamu arazileri birer birer sistemin dişlileri arasında eritilirken, Kastamonu halkına sadece içi boş "müjde" tabelaları ve altına atacağımız o bilinen imza kalıyor.

Mehmet Eren Ajans37 Kastamonu Medya

Address

Kastamonu
37000

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Kastamonu Medya posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Kastamonu Medya:

Share