01/10/2024
DİN-SİYASET İLİŞKİSİ
Siyasetin, kendine uygulama alanı bulma düşüncesinden kaynaklanan bir amacı vardır. Bunun için ilk aşamada karşı konumda olanların duygu ve zaaflarına dokunarak sonuç elde etmenin çabası içindedir. Siyasetin iş sahasında varolabilmesi için , insanların genelinin kabul gördüğü en elzem noktaya el atması gerekmektedir. Köklerini sağlamlaştırarak ve metodolojisini geliştirerek, genişlemek suretiyle toplumda hali hazırda bulunan bir çok olguyla da yakın temasa girmektedir. İnsanlık tarihi boyunca insanlar,siyasetle birlik mücadelesini kovalamıştır. Bu yargıyı her insan siyasetle ilgilidir diye ele almak yanlış olur. İkili ilişkilerde bile, insanlar mutlak suretle siyaset tipi davranışlar sergilemektedir. Tabi ki; siyasetin yapısı gereği, bir merak dürtüsünü de ortaya çıkardığı yadsınamaz bir gerçektir.
Din;yaşayan tüm bireyler üzerinde dolaylı yada direkt olarak alakalı ve hayatında önemli bir yer teşkil eden inançsal bir bütünlüktür. Bu kavram insanlıkla yaşıt kavramlardan biridir. İnsanlık üzerinde inanmak veya inanmamak şeklinde kendini gösterir. Din genel geçer bir görüşle: Tanrı’ya , doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurumdur. Bu kuruma doğru insanların genel olarak sürüklenmesinin birkaç temel nedeni vardır. Bunlara örnek vermek gerekirse; Toplumuna kabul edilme görgüsünü kazanması açısından atfedilen veya içindeki boşluğu arayış içine geçerek doldurma çabasından ortaya çıkmaktadır. Duyguların yoğun olduğu temelleri zamanla doldurur ve din bu ikilemin giderilmesi açısından kilit noktadadır. Bu aslında çok önem arz eden bir durumu ortaya çıkmaktadır. Dinin kitlesel bir bütünlük olduğu bariz ortadadır. O zaman şunu diyebiliriz. Din bireylerin birbirini etkilemesinden ortaya çıkan kitlesel bir oluşumdur.Yansıma olarak toplumun en küçük birimi olan aileden, çekirdek yapısını alır. İnsanların algılama tarzları bu farklılığın bireye indirgenmektedir.Bu açıklamanın çerçevesini oluşturmak için şunu da diyebiliriz ; din kitlesel , inanç kişiseldir.
Din ve siyaset konusunda ele aldığımız tanımların merkezi tamamen insandır. Bir yanda hırsı ve iktidarı elde etme çabasını insanlara aşılamaya çalışan siyaset , diğer yanda da daha üstün bir maneviyata sahip olma gerekliliğini, özünde cevap olarak barındıran din vardır. Din ve siyaset tarih boyunca birbirinden ayrılmayan iki terimdir. Toplumların bir arada tutulması açısından da bu iki terim önemlidir. Kitleyi bütün olarak muhafaza edebilmenin başlangıcı dindir. Bu dinsel sadelik sağlanamamışsa, siyaset idareimaslahat politikasını uygulayarak terim olarak gerekliliğini göstermektedir. Bununla birlikte ; Siyasi olarak var olmayan halklar, dinlerinin getirdiği tutuculukla bu güne kadar ulaşabilmişlerdir. Bu iki terimin birlikteliği günümüzde hala gözle görülür bir biçimde devam etmektedir.
Uluslararası sistemde aktör konumundaki devletlerin yönetim şekillerine ve siyaset argümanlarına baktığımız zaman, meta olarak gizli ya da sarih şekilde din temasının yoğun şekilde işlenildiğini görmekteyiz. Şu an dünyadaki politik arenada gündemi meşgul eden devletlere de baktığımızda aynı bileşenin dominant duruşunu seçebiliriz. Avrupa Birliğinin oluşumu bu temel esas üzerine inşa edilmektedir. Eski Roma daki site devlet isteğinin günümüze yansımasıdır. Ne kadar ekonomik birliktelik ve tamamlanamayan bir siyasi oluşum gibi dursa da din benzerliklerini de unutmamak gerekir. Bir diğer önemli aktörde Vatikan dır. Papa dinsel etkinliğini siyaset üzerinde kullanmaktadır. Katolik inanışının evrensel kelimesine karşılık gelen anlamıyla, misyoner faaliyetler de bu inanışın içinde barındırılmaktadır. İnsanlara cenneti vaat edebilecek ve buna itaat edilmesini kutsal sayabilecek kadar otorite sahibidir. Bush’ un ya da diğer liderlerin Vatikan daki dini liderlerinden icazet alması buna uygun bir örnektir. Laikliği ihraç eden batı; kendi imal ettiği bu kuramı şartlara göre evrimleştirmekte, bu kuramın katı savunuculuğunu diğer ülkeler üzerinde üstlenmektedir. Protestan inanışı ise kapitalizmin dini tarafını temsil etmektedir. ABD başat durumdaki siyasi ortamda da hem düşman olarak hem de yandaş olarak din çözümlemelerine gitmektedir. 11 Eylül saldırılarının açtığı “yeşil” cephe, uzun süreli siyasetini belirleyeceği terör ve Ortadoğu politikasını bu düzleme oturtmuştur. Seçim propagandası yapılırken de din kullanılmıştır. Savaşa sebep olan neo-conlar da bu durumun açık göstergesidir. Yakın zamanda da yaşanılmış olan karikatür krizi, hükümetlerin siyasetlerini belirlerken dini temsil eden kutsallara karalama veya savunma şeklinde ortaya çıkmaktadır. Karmaşanın hakim olduğu ya da hakim olunmasının istendiği durumlar başka bir toplumun inanç sisteminin üzerinde şekillenmektedir. ABD ve yoldaşları kendilerine düşman ilan ettikleri yeşil kuşağa demokrasi, insan hakları getirme ve savaş suçlarını legalleştirmek için Afganistan’ı, Irak’ı işgal etmiştir. Artık taraflar kendini düşmanıyla tanımlamaktadır. ABD’nin Ortadoğu da , diğer bir kritik konumda sürtüşme yaşadığı İran ise şeriat yönetiminin egemen olduğu bir ülkedir. İran’ın şuan ki mezhebi şia-ali, ( Ali’nin partisi ) geçmişte politik bir duruşunun olduğu gözlenmektedir. İran’ın sıcak geçmişine baktığımız da Şah Devriminin de dinsel etkilerin ne düzeyde yer tuttuğunu göstermektedir. Bunun dışında İran’ın yönetim şekli direkt olarak dine bağlıdır.
Geçmişi boyunca kanın hiç eksik olmadığı Ortadoğu da 1948’den sonra kendini meşru zeminde kabul ettiren bir İsrail devleti ortaya çıkmıştır. İsrail devletinin hiç bitmeyen yayılmacı politikası, dinlerinin getirdiği seçilmişlik paranoyası ile gündelik yaşamlarının birebir örtüştüğümü görebiliriz. Futbol takımları, sürekli yayınlar , kanal isimleri bile “Yeruşalim” yani Kudüs ismiyle kendini kabul ettirmiştir. Siyon kelimesi incilde de geçen açıklamaya göre Kudüs ün kurulduğu yedi tepeden birinin ismidir. Siyonizm’in sözlük anlamı da Filistin demektir. (yayılmacı politikasına bir örnek de bu yazıyı yazdığımız Microsoft Word’ün Siyonizm ve Kudüs’ü; cümlenin neresine koyarsak koyalım, büyük harfle başlamaktadır. Kudüs ün yerine istanbul yazın baş harfinin kendiliğinden büyümediğini göreceksiniz.) Siyasa yapılarının genel özellikleri ideolojilere de yansımıştır. İdeolojiler de din muhafazalığı veya inanç karşıtlığı ile kendilerine yer bulmaya çalışmaktadır. Karl Marks ve onun oluşturduğu fikir sistemini takip eden oluşumlar , Marks’ın söylediği “din , halkın afyonudur” kalıbı da , din karşıtlığının üzerinden siyaset yapmaktadır. Dini, amaca giden yolda materyal olarak kullanmaktadır. Güney Amerika da ki Küba , Bolivya , Venezüella gibi ülkeler de bu minval üzerinde hareket eden yönetimler ve idare şekilleridir. Dünya ülkelerinin nüfusunun en kalabalık olduğu yerlerden biri Hindistan’da da devlet, siyasetini belirlemek adına bir kahinden gelen gelecek kehanetlerine mutlak suretle göz önünde bulundurur. Bu ülkede, sivil yapı ve bürokrasi , inançlarının içeriği sınıflara bölünerek oluşturulmuştur. Kast sistemi; Aryani ırkı; kendi bütünlüklerini korumak ve üstünlükleri sağlamlaştırmak için halkı birbirinden farklı sosyal sınıflara ayırmışlardır. Sınıfları yazmak gerekirse ; Brahmanlar (din adamları, bilginler ) , Kısatriyalar (prensler ve askerler ), Vaisyaslar –Vikyalar ( tarımla ve hayvancılıkla uğraşanlar ) , Çudralar ( işçiler , sanatkarlar ve köleler ) dir. Bunun dışında sınıf bileşeni ve insan bile kabul edilmeyen paryalar vardır. Ve bu yukarıda anlatılanlara ek olarak Türkiye’nin kısa geçmişinde de bu tip iktidar ve parti birlikteliklerinin olduğu açık görülmektedir. Ki 1928 e kadar anayasamızda “devletin dini İslam dır ” ibaresi geçmektedir. Sonraki dönemlerde çok partili sistemin hayata geçirilmesiyle parti ve iktidar mücadelesinde bulunmak isteyen kesimlerin ifade ettiği ve savunduğu konularda da dinin yadsınılamaz etkisini görmekteyiz. Sonuç olarak dini ne şahsın, ne toplumun, ne de bunların oluşturduğu devlet işleyişinden soyutlayabiliriz. Bu yazı idea bir oluşumun varlığını hatırlatmak için kaleme alınmıştır. Yazıya eklenebilecek ya da çıkarılabilecek bir çok durum olabilir. Ama özellikle belirtmek istediğim birkaç nokta var. Müslüman bir devlet başka bir Müslüman devletin savaş hedefi olmasına sebep hatta yataklık pozisyonu alabilir. Müslümanlarda ve diğer dünlerde dini yayma güdüsü olması ama özellikle Müslümanlardaki “cihad” anlayışı olmasına karşı bunlar ortaya çıkıyor. Hatta dini siyasete, siyaseti dine adapte etmeyi başaramıyor, beceremiyoruz.
Aydın Gürz - ( 2005-2006 yılları ) Ç.KALE üniveriste yılları