23/09/2026
BİZİM URFA’DA ÇOCUKLUK BÖYLEYDİ…
Bizim çocukluğumuzda hayat biraz zordu ama vallahi tadı başkaydı.
Sigara içilen otobüslere binerdik. Dumanın içinde saatlerce yol giderdik. Camı açınca da yüzümüze toz toprak vururdu. Gene de şikâyet etmezdik.
Urfa’nın sıcağında, güneşin altında kızmış demir kaydıraklara çıkardık. Kayardık, bacağımız yanardı. “Aha yandım!” derdik, beş dakika sonra yine sıraya girerdik. 😄
Okulda öyle kantinden tost, hamburger falan yoktu.
Bir simit, bir gazoz… Ohh, ziyafet!
Hazır su ne gezerdi?
Musluğu bulduk mu tamamdı. Mahallenin yarısı aynı musluğa ağzını dayar, kana kana su içerdi. Kimse de “Mikrop var mı?” diye sormazdı.
Elimize kıymık mı battı?
“Getir çakmağı hele…”
Toplu iğneyi çakmakla şöyle bi yakar, kıymığı çıkarırdık.
Doktor da bizdik, hemşire de… 😄
Cep telefonu desen yok. İnternet desen hayal.
Bir arkadaşımıza ulaşacaksak evine giderdik:
“Hele Ahmet’i çağır, dışarı çıksın!”
Bizim iletişim sistemimiz buydu.
Akşamüstü mahallede top oynardık.
Urfa’nın her sokağı bizim için stadyumdu.
İki taş kale olurdu.
Top bazen patlardı, bazen komşunun camına giderdi.
Sonra…
Akşam ezanı okunurdu.
İşte o ses bizim çocukluğumuzun “eve gel” bildirimiydi.
Topu bırakır,
“Haydi oğlum, yarın devam ederik!” der,
koşa koşa eve giderdik.
Televizyonda Cemil’i izlemeyi beklerdik. Mahallede bir evde televizyon varsa herkes orada toplanırdı.
Ne tablet vardı, ne PlayStation…
Ne Wi-Fi vardı, ne sosyal medya…
Ama mahalle vardı.
Arkadaş vardı.
Sokak vardı.
Top vardı.
Simit vardı.
Gazoz vardı.
En önemlisi de Urfa vardı.
Şimdi çocuklara bakıp düşünüyorum da…
Bizim çocukluğumuzda imkân azdı ama muhabbet çoktu.
Şimdiki çocuklar “Şarjım bitti!” diye üzülüyor.
Bizim şarjımız bitmezdi…
Çünkü bizim şarjımız mahalleydi, sokağdı, arkadaşlıktı.
Hele bi de akşam ezanı okunup annemiz:
“Oğlum, neredesin? Eve gel hele!”
diye bağırdı mı…
Dünyanın en güzel sesi oydu.